Apeks noktası ‘evo’ dergisi- Nisan 2011


Bir süredir neden retro tasarımlı otomobilleri sevdiğimizi düşünüyorum. Bunları ya çok seviyor ya da nefret ediyoruz ve sanırım bunun için haklı nedenlerimiz var. Seviyoruz (Fiat 500) çünkü gençliğimizde, küçüklüğümüzde etrafımız gördüğümüz otomobillerin şekillerini modern olarak görmek hoşumuza gidiyor ve otomatikman onları satın almak istiyoruz; nefret ediyoruz (Ford Thunderbird) çünkü ‘modern retro’ tasarımlar bazı noktaları iyi ele almadığı zaman idolümüz olan otomobillerin kötü birer devamı oluyor ve beynimizin derinliklerine yerleşen o imajlarını zedeliyorlar.

Peki neden üreticiler retroya dönüyor? Nedeni basit, eski otomobiller güzeller ve az önce dediğim gibi insaları bir şeyleri hatırlattığı için satın aldırma etkileri çok yüksek. Evet ama başka bir nedeni daha var; bence bazı üreticiler (bakınız Amerikalılar) modellerini olduğundan daha iyi hale getiremiyor ve bunun sonucunda retroya dönüyorlar. Bu özellikle Chevrolet, Dodge ve Ford gibi tarihinde birçok ikonik model olan markalar için geçerli olan bir şey tabii.  

Her neyse işin bir de ‘mini’ kısmı var; hani şu pek de minik olmayan Mini; geçmişe yapılan gönderme sonucu muazzam satış rakamlarına ulaşan otomobil. Bu konsepti aslın daha önce VW, Beetle modeliyle denemiş ve başarılı olamamıştı ama Mini çok başarılı bir tasarımla iyi pazarlama stratejisini birleştirerek bir çığır açtı.

Çığır açtı diyorum çünkü arkasından kendi gibi retro olan Fiat 500’ü getirdiği gibi retro olmayı reddeden Citroen DS3, Audi A1, Lancia Ypsilon, Alfa Mito gibi otomobilleri de tetikledi. Kötü mü oldu? Hayır, hayır çok iyi oldu, hem de çok çok iyi, böylee retro tasarım akımı hayatımıza girmiş oldu.

Bu tasarım ekolü – yoksa biçimi mi demeliyim?- üreticilere bir zamanlar ne olduklarını, nasıl ürünler ortaya koyduklarını hatırlattı. Onlara başarılı tarihlerini modern zamanlara tanıtma, geçmişe bir kapı açma, geleceğe ışık tutma yolu gösterdi. İnsanların buna ihtiyacı vardı, başarısızlık değil, eski de olsa başarı görmek istiyorlardı ve bu yüzden Mini Cooper, Dodge Challenger, Chevrolet Camaro satın almaya başladılar.

Bu modelleri kullananlar (Mini dışında) batan Amerikan otomotiv endüstrisinin ürünlerini değil, ‘bugünlere kadar başarıyla gelen modelleri kullanıyorum, markama sadığım, gelecekte de böyle ürünlere yer vereceğim’ imajı verdiler çevrelerine. Bu ürünlerin imajları o kadar güçlüydü ki Camaro’ya baktığınızda Chevrolet’nin iflas etmekte olduğu aklınızın ucundan bile geçmiyordu. Böylece bir görevi daha çıktı retro tasarımın: Gövde gösterisi yapmak ve imaj yaratmak, ya da bir çeşit yanılsama da diyebiliriz.

Retro otomobiller o kullanıcıların çocukluğuydu, küçüklük hayalleriydi, hiçbir zaman gerçekleşmemiş rüyaları, belki fantazileriydi.

Evet, retro otomobiller bizlerin fantazileri bana kalırsa. Düşünsenize bundan 15 yıl önce kimin aklıma 1964’te olağanüstü başarılara imza atmış bir otomobilin yeniden aynı tasarımla hayata geçeceği aklına gelirdi ki? Bu olsa olsa fantazi olurdu…

Böyle bir şeye belki de ihtiyacımız yoktu, bir grup adam ‘haydi çok sevdiğimiz otomobili yeniden yaratalım’ dedi ve böylece çıktı ortaya hepsi bu, bilemiyorum…

Geçen günlerde Renault’dan yapılan bir açıklama bu anlayışla yeni bir üyenin yakın bir zamanda aramıza katılacağını duyurdu: Renault 5. Fransız üretici bu modelin retro bir tasarıma ve premium bir yapıda olacağını söylüyor. Çizilen ilk denemeler de bu şekili gözler önüne seriyor.

Dolayısıyla ‘daha çok paraya daha az otomobil alınan sınıf’a yani Mini, Fiat 500 gibi premium otomobillerin olduğu sınıfa gelecek 5.

Bu harikabir haber, neden mi? Çünkü Renault bu sınıfa giren ikinci Fransız üretici, her ne kadar Citroen, DS3’ü ‘anti retro’ olarak lanse etse de DS ismi yeterince retro bana kalırsa ve bu nedenle üçüncü Fransız üretici olan Peugeot’dan da aynı şekilde bir retro beklemeye başladım ciddi anlamda.

Hangi model mi? 205 tabii ki! Düşünsenize modern hatlara sahip, 15 değil, 17 inç Speedline jantlara sahip, 1.9 değil, 1.6 turbo 180 bg gücünde motor, 6 ileri şanzıman gibi ekipmanlarla donatılmış ve ön tarafındaki kare farlarıyla dikkat çeken 205 GTI. Fena olmazdı değil mi? Bazılarınızın fantazi dediğini duyar gibiyim, evet ama retronun da bir zamanlar fantazi olduğunu açıkladım az önce.

Bence tüm üreticiler bir retro modele yer vermeli ürün gamlarında hatta bunu üretmeye mecbur bırakılmalılar. Çünkü ben modern bir Jaguar E-type, Aston Martin DB5, Ferrari 250 GT SWB, Chevrolet Chevelle SS, Dodge Charger Daytona, Renault 5 Turbo, Peugeot 205 GTI, Porsche 356, BMW 2002, Lamborghini Miura, Lancia Stratos (son yılların en iyi retrolarından biri) kullanmak ya da görmek istiyorum.

Lütfen üreticiler, çağrıma kulak verin ve birer tane retro üretin! Özellikle de sen Peugeot, rakiplerin birer birer geliyorlar. Sen de artık 205’i hayata geçirmelisin, emin ol ki birçok kişi 0 kilometre 205 kullanmak için can atıyor…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
Gallery | This entry was posted in apeks noktası, evo dergisi. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s