08- 10.03.2011 Mini


Kullanılan otomobil: Mini Cooper

Model: Hatchback

Fotoğraflar: İlke Taşçı 

Bilmiyorum Mini’yi uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Zannetmiyorum, zira bilen biliyordur başarısını, hikayesini. Ancak değinmek istediğim bir nokta var: Bu öyle büyük bir başarı ki diğer üreticileri de peşinden sürükledi ve sonunda Mini’yi kendi oyunuyla yüzleşmek zorunda bıraktı çünkü rakipler de oldukça iyi otomobiller ürettiler. 

Yani Mini, kendi çıkarttığı konsept yüzünden sınıfında rahat değil artık eskisi gibi. Herkes insanların daha çok paraya daha az otomobil alacağına inandı ve bunu gördü, dolayısıyla bu sınıf gün geçtikçe daha da zengin hale geliyor, gelecektir de. 

Böylece Cooper modeli de küçük bir makyaj operasyonu geçirdi. Evet çok göze çarpmıyor biliyorum ama geçirdi.

Neymiş bu makyaj?

Valla değişen çok bir şey yok Mini’de; dik sütunlar, yuvarlak farlar aynen duruyor. Sadece ön tampon, arka farlar ve arka sis farları biraz değişmiş o kadar. Kaldı ki başka bir şeye de gerek yok bence çünkü bu retro tasarım hem çok şirin hem de çok güzel görünüyor. Öyle ki Mini’ye ne zaman baksam bir gülümseme yayılıyor yüzüme. Nedendir bilmem ama Mini’yi küçük köpek yavrularına benzetiyorum.

Ah, motordaki 2 bg gücü ve birkaç gr. azalan emisyon değeri de bu makyaj -şuna güncelleme diyelim- operasyonunun bir parçası, unutmadan söyleyeyim dedim.

Direksiyonun arkasında

Burada da işler yine alıştığımız gibi; dik A sütunları ön camın Bettle gibi görünüp, hissettirmesine yarıyor ve otomobilin retro havasını artırıyor. Kısa silecekler de aynı şekilde. 

Önde yeterli alan mevcut ama arkada sıkıntı var biraz, hem diz hem de baş mesafesi sadece çocuklar için yeterli kullanım alanı sunuyor. Zaten Mini kullanıcıları daha çok genç, kullanıcılar ya da çiftler, evli ve çocuklu aileler Mini müşterilerinin hedef portföyü değil. Tabii Countryman o tip müşteriler için çıktı ama o apayrı bir konu.

Her neyse, direksiyon ve sürücü koltuğu ideal sürüş pozisyonu için oldukça geniş ayarlar sunuyor, ki sürüş özellikleriyle öne çıkan bir otomobil için bu çok iyi bir şey. Direksiyonun tepkileri o kadar iyi ki şaşırıp kalıyorsunuz. Belki de Mini’nin o efsanevi go-kart tarzındaki sürüşünde en büyük rolü direksiyonu oynuyordur. Sadece direksiyonu çeviriyorsunuz ve otomobil anında o noktaya doğru yönleniyor. Bu kadar basit ve net. Diğer otomobillerdeki gibi direksiyonun mesajları iletmesini beklemiyorsunuz. 

Orta konsoldaki tencere kapağı büyüklüğündeki hız göstergesi bir çok kişi tarafından eleştirilere maruz kalacaktır. Evet, bence de gereğinden fazla büyük ve direksiyonun hemen arkasındaki dijital hız göstergesinin de olmasıyla anlamını yitiriyor. Yine de retro görünüm ve yolcuları işin içine katmak için güzel bir detay, alt tarafında BMW’den alınan ses sistemi düğmelerinin kullanımı hoş. 

Kabinin en güzel özelliğiyse kuşkusuz, ambiyans aydınlatması adı verilen ve renkleri değiştirilebilen ışıklar. Böylece sürekli aynı ruh halinde olmayabiliyorsunuz geceleri; Mini’nin bu değişken ruh halinize ayak uydurmaya çalışmasıysa çok keyifli bir detay.

Sürüş

Daha fazla paraya daha az otomobil dedik ama buna sürüşü dahil ettiğinizde galiba daha da fazla otomobil tanımı çıkıyor ortaya. Çünkü Mini’nin sürüşü çok ama çok keyifli. 

Bir kere çok çevik ve tepkili. İstediğiniz her yere girip çıkabiliyorsunuz. Ancak direksiyonun o tepkili hali, direksiyonu çok da iyi kullanmayı bilmeyen biri ele aldığında yorucu hale gelebiliyor. Bunun nedeni gereğinden fazla tepkili yapısıyla en küçük hareketlere bile tepki veriyor olması. Bunun sonucunda otomobilin içinde gereksiz hareket edebiliyorsunuz maalesef. O yüzden siz siz olun, Mini’nizi başkasına kullandırmayın. 

Süspansiyon sistemi oldukça sert ama rahatsız etmiyor. Bunda başarılı amortisörlerin payı büyük, konforu olumsuz etkilemeden keyifli sürüş ortaya koyuyorlar. Kısa aks mesafesinin dezavantajının önüne geçilmiş ve otomobil ön ve arkadan aldığı darbeleri güzelce ayrıştırıp, yok edebiliyor. Genelde bu tip kısa otomobillerde tek bir aksa gelen yükler otomobilin tüm gövdesini etkiler ama burada öyle bir durum yok. Herşey kontrol altında, sürüşün rafine olduğunu söyleyebilirim ama motor sesi biraz fazla kabine sızıyor ve bu rafineliği baltalıyor. 

Virajlardaysa o meşhur dört tekerlekten kayma eğilimi var. Ön taraf oynak değil ve ağırlığı arkaya aktarmak için biraz gaza basmanız yeterli. Bunu yaptığınızda sanki tüm ağırlığın şasinin içinden geçtiğini hissediyor gibisiniz. Ben bunun bu kadar net hissedildiği bir otomobil daha kullanmamıştım, resmen bunu görüyor gibisiniz. Ve de çok keyifli! Evet, sadece zevk için bunu yapabilir, arka tarafla oynayabilir, ağırlığını azaltıp, tutuşu öne aktarabilirsiniz. Şasinin de burulma direnci oldukça başarılı olduğu için otomobil yığılmıyor ve ani yön değişikliğine anlık tepkiler veriyor. 

Sadece buradaki gibi otomatik şanzıman seçeneğinde biraz yetersiz gaz tepkisi olduğunu söylemek gerek. 6 ileri Steptronic adı verilen şanzıman bence Mini’nin en zayıf noktası. Nedeni manuel modunun çok gecikmeli vites değiştirmesi, otomatik modunun da ölü olması. VW grubunun elindeki gibi çift kavramalı bir şanzıman otomobilin genel imajı için daha başarılı olabilir. Aynı şey 1.6 litrelik atmosferik motor için de söylenebilir. Artık eski hissettiriyor ve dediğim gibi fazla gürültülü. ‘Downsizing’ uygulamasının bu kadar popüler olduğu bir dünyada bu motordan da kurtulmalı Mini bir an önce. Zira ondan yaklaşık bir hafta sonra kullandığım 1.4 TSI motor ve S-Tronic şanzımanıyla A1’in bu kombinasyonu çok daha etkileyiciydi. Ama sanırım buna yakın zamanda tamamen yenilenecek Mini için bekliyorlar ve bunu anlayışla karşılayabiliriz. Sport modunda gaz tepkisi artsa da vites geçişleri buna ayak uyduramıyor. 

Sonuç olarak

Açık söylemek gerekirse Mini alıştığımız gibi. Güzel, keyifli, hınzır, retro, sevimli ve tarz. Ancak sınıfına yeni gelenler bu gibi özelliklerin yanına yeni, modern tasarımları da ekliyorlar ve galiba Mini için en büyük tehlike de bu. Sürüş olarak sınıfının lideri olmaya devam edecek ama teknoloji eksikliği ve bir bakıma alışıldık tasarımı en büyük zaafları gibi görünüyor. 

Yine de imaj olarak muhteşem bir obje. Yarattığı yaşam tarzı konsepti, görünüşü ve sürüşüyle çok ama çok güçlü. Biraz daha yenilikçi olabilirse eksiklerini kapatacaktır. Ama yazının en başında söylediğimiz gibi bu biraz da kendi kendine yaratmış olduğu bir eksiklik, rakipler bunların üzerine oynadılar diye onları suçlayamazsınız. 

Anahtarları bırakırken tekrar dönüp bakıyorum Mini’ye. Bunu yaptırıyor işte, kendine baktırıyor, arzulatıyor. Bana göz kırpıyor, sanırım herşeyin farkında küçük ‘Mini’.

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
Gallery | This entry was posted in Mini Cooper. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s