Apeks noktası ‘evo’ dergisi Şubat 2011


Kısa bir süre önce sona eren Detroit Otomobil Fuarı (NAIAS) beklenenin aksine sönük geçti. Yılın ilki olması nedeniyle iyi bir elektrik alacağımızı düşündüğümüz fuar, bu yıl beklenen kadar çok model tanıtımı ve bomba haberlere ev sahipliği yapmadı.

Ancak bir nokta var ki Detroit’te ilgi çeken, sadece fuarı değil otomobil dünyasını yakından ilgilendiriyor: VW markası Detroit fuarında ABD pazarı için geliştirdiği Passat modelini tanıttı. Bunda ilginç olan bir şey yok değil mi? Yıllardır gördüğümüz bir olay. İlginç olansa geçen yılın Detroit fuarında Ford, yeni modeli Focus’u tanıtmış ve otomobili tıpkı Fiesta gibi global, ‘One Ford’ felsefesinde üreteceğini açıklamıştı. Yani aynı sonucu almaya çalışan iki farklı strateji görüyoruz.

Bu şu anlama geliyor; Focus üretildiği ülkeler için farklı özelliklere sahip olmayacak, markanın yaptığı açıklamaya göre parçalarının yüzde 80’i ortak olacak, toplam 120 ülkede satılacak ve Ford’un C segmenti platformunda üretilecek. Bu platform üzerinde ileriki yıllarda en az 10 farklı model ve 2012 yılının sonuna kadar iki milyon otomobil göreceğiz. Buna benzer bir stratejiyi Fiesta modelinde de görmüştük. Mazda ile ortak geliştirilen ve Mazda 2 dışında Fiesta’da da kullanılan Subcompact B platformu Ford’un global otomobil üretme planları dahilinde ele aldığı ilk platformdu.

Aklıma takılan nokta şu: Ford neden global otomobil platformlarında, ortak parçalar kullanarak, pazar ayırımı yapmaksızın otomobillerini global olarak lanse ederken diğer üreticiler (en son örneği Passat ile VW) pazar ayırımı yapıyor ve farklı modeller üretiyor? Aslında alışık olduğumuz şey VW’nin yaklaşımı. Yıllar boyunca ABD pazarı için üretilen modellerin teknik özelliklerinin, tasarımlarının Avrupa, Asya modellerine göre oldukça farklı özellikler taşıdığını görmüş ve buna alışmıştık. Ama şimdi aynı çözüm için iki farklı yaklaşımı olduğunu görüyoruz.

Sorumuzun cevabına gelirsek; iki üreticinin iki farklı modeli seçmelerinin nedenini ekonomik durumlarına bağlayabiliriz. Ford 2008’deki krizden güçlükle çıkabildi ve ayakta kalabilmesini Avrupa ayağının güçlü olmasına bağlı. Bu nedenle bugüne kadar birbirinden ayırdığı Avrupa ve Amerika ayaklarını artık bir olarak ele alma düşüncesi içerisinde, ki haklı olduğunu söyleyebiliriz. Böylece Avrupa’nın başarılı modellerini ABD pazarına entegre edebilecek, dikkat ederseniz Avrupa’nın modellerini ABD’ye dedim, Amerika modellerini Avrupa’ya değil. Oradaki büyük hacimli modellere Avrupa’nın ihtiyacı yok.

Aynı kriz VW’ne ne kadar güçlü bir yapısı olduğunu gösterdi. Bünyesindeki markalar krizden oldukça az etkilenirken VW o günden bu yana sürekli bir şekilde büyüdü ve 2020’de dünyanın en büyük üreticisi olma düşüncelerini dile getirmeye başladı. VW, izlemiş olduğu stratejinin başarılı olduğunu gördü. Aslında VW strateji olarak Ford’un global otomobil düşüncesine yakın bir şey sergiliyor; şöyle ki Avrupa’da başarılı olduğu model isimlerini ABD’de farklı tasarımlar ve motor seçenekleriyle (önceden Avrupa’nın Bora’sı aynı tasarımla ABD’de Jetta ismiyle satılıyordu, daha sonra Jetta Avrupa’da da satılmaya başlandı, aynı şekilde Passat hem ABD hem de Avrupa’da satılıyor) satıyor. Farklı ama farklı olduğu kadar da benzer bir strateji. Bunun sonucu olarak elindeki başarılı modeller oradaki tüketicilerin beğenisine göre adapte edilerek satılıyor, yani Avrupa kalitesinde ABD modelleri. Tabii bunun nedeni olarak da ABD’li tüketicilerin kaliteli ürünlerin farkına varmaları ve tercihlerini bu yönde kullanmalarını gösterebiliriz.

Peki hangisi doğru? Bunu doğru- yanlış olarak ele almak mantıklı değil, satış rakamlarına göre somut verilere ulaşmak daha doğru olacaktır. Muhtemelen ikisi de iyi sonuçlar verecek ama burada önemli olan modellerin ayrı ayrı kalite standartları.

Kalite demişken global otomobillerin son örneklerinden biri olan ve 160 farklı ülkede satılacak Nissan Micra’yı da unutmamak gerek. Kısa bir süre önce bu otomobili kullandım ve kalite anlamında ciddi sorunları (izolasyon, kabin plastikleri, sesli çalışan amortisörler v.b.) olduğunu gördüm. Global otomobil düşüncesi olabildiğince çok ortak parça kullanımı ana fikriyle doğduğu için böyle sıkıntılar ortaya çıkartabiliyor. Diğer modeldeyse ayrı planlamalar söz konusu olduğu için böyle bir şey yok.

VW pazara göre model geliştirme prensibinden iyi sonuçlar almaya devam ettiği sürece bunu uygulayacaktır. Ford’sa yepyeni bir imaj doğurma düşüncesinde ve ilk olarak Fiesta ile bunu çok iyi oturttular. Yeni Focus’un tasarım olarak eleştirilecek noktaları olsa da zamanla buna alışacağımızı umuyorum.

Global otomobiller mi, yoksa pazara özel otomobiller mi? Geçen yıl ve bu yılın Detroit fuarlarının ortaya attığı bu farklı yaklaşımların rekabetini izlemek keyifli olacak.

Ben şimdilik Ford’un stratejisine tam not veriyorum çünkü otomobilleri daha fazla bilinir hale geliyor. VW’neyse bu problem için gidiş yolundan kanaat notu veriyorum sadece…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
Gallery | This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s