01-04.02.2011 Hyundai


Kullanılan otomobil: Hyundai iX35

Model: 2.0 4×4 Style Plus

Fotoğraflar: M. Murat Erçelebi

 

Bana güzel bir SUV göster dediklerinde aklıma gelen ilk otomobil iX35.Nedendir bilmem ama tasarımı çok hoşuma gidiyor. Oldukça modern, dinamik, yenilikçi ve farklı. Mesleğim icabı tasarımla ilgilendiğim için otomobillerin nasıl göründükleri benim için çok önemlidir. Bir otomobil ne kadar iyi olursa olsun gözüme hoş görünmüyorsa bir türlü ısınamam ona, aynı şekilde otomobil güzelse de kötü özelliklere sahip olsa bile hep ılımlı yaklaşırım. 

iX35 markanın ‘fluidic’ tasarım felsefesine sahip olan ilk modeli olduğu için markanın diğer modellerinden farklı yaklaşıma sahip bir SUV, yoksa crossover’mı demeliydim? Sanırım öyle demeliydim, çünkü iX35’in global basın kitinde aracın bir crossover olduğu yazıyor ama nedense bir crossover’dansa SUV gibi görünüyor. Üstelik Hyundai’ın açıklamalarına göre pek de sevilmeyen Tuscon modelinin bir devamı niteliğinde değil, tamamen yeni nesil bir otomobil: Daha geniş kitlelere hitap eden farklı konseptleri bünyesinde toplayan bir crossover. 

Karmaşık fiyatlandırma

Evet Kore’li üretici iX35’in, öncelikle Nissan’ın crossover sınıfını yaratan Qashqai modeline rakip olduğunu ve tıpkı onun gibi hem hatchback, hem MPV hem de SUV özelliklerine sahip olduğunu söylüyor. Bu tehlikeli bir durum çünkü bu konseptlerin hepsi olmaya çalışırken hiçbiri olamamak da var işin ucunda. Ayrıca direkt rakipleri olarak VW Tiguan, Toyota RAV4, Opel Astra ve Zafira ile Ford Focus ve C-Max modellerinini gösteriyorlar.  

Bu açıklamaya baktığınızda iX35’in her anlamda bu sınıflara hitap ettiğini düşünüyorsunuz ister istemez. iX35 bu yaklaşımını yurtdışında fiyat konusunda da gösteriyor ve İngiltere gibi Avrupa’nın önde gelen pazarlarında bir Ford Focus fiyatına iX35 satın alabiliyorsunuz. Yani kompakt sınıf bir hatchback fiyatına bir crossover. Bu konsepti o fiyata sunduğunuzda işler farklı bir anlam kazanmaya başlıyor. 

Ama burada böyle değil ne yazık ki çünkü kullandığım 2.0 CRDi versiyonunun fiyatı 89.000 TL’ye kadar çıkıyor. Bu fiyata bırakın Focus’u neredeyse Mondeo bile (en pahalı versiyonu 91.000 TL) alamıyorsunuz. Ancak ana rakibi olan Nissan Qashqai’ın 2.0 litre dizel ‘Platinum’ donanımlı versiyonu da 83.000 TL olduğunu düşündüğünüzde belki bir mantık çerçevesine oturuyor fiyatı. 

1.6 benzinli versiyonu tercih ederseniz fiyatı 50.000 TL’lere kadar iniyor ama Avrupa’da 1.6 lt Focus fiyatına 2.0 dizeli alabildiğinizi düşündüğünüzde bunun pek bir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla iX35’in global konsepti Türkiye pazarında pek işe yaramıyor diyebiliriz ve ana rakibi olarak Qashqai ve çeşitli SUV modelleri görünüyor.

 

Peki kabini nasıl?

Fiyatı bir kenara koyduğunuzda burada aslında oldukça rekabetçi bir ürünle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Donanım Style Plus seçeneğinde fazlasıyla zengin: Geri görüş kamerası, bluetooth, ön ve arka koltuk ısıtmaları (ki arka koltuk ısıtmasını Bentley Continental ve Rolls Royce Phantom’la birlikte standart sunan tek otomobil), panoromik cam tavan, anahtarsız çalışma sistemi gibi ekipmanlar standart. 

Tasarım çok çekici olsa da platiklere dokunduğunuzda bu çekicilik biraz olsun iticiliğe bırakıyor yerini çünkü sert ve parlak plastiklerin kalitesi söz konusu olan rakiplerindeki gibi değil, özellikle de VW modellerine göre. Özellikle kapı içlerindeki plastiklerin daha kaliteli olmalarını bekliyorsunuz, zira kapıyı açtığınızda gözünüze çarpan ilk bölge burası oluyor.

Yine de Hyundai’ın son yıllarda özellikle ergonomi ve kullnaışlılık konusunda diğer üreticilere ders verecek nitelikte işler ortaya çıkarttığını düşünüyorum ve iX35’te de bu böyle. Otomobilin hiçbir kontrolünde karışıklık yaşamıyorsunuz, sadece daha önceki modellerde de eleştirdiğim yol bilgisayarı düğmesinin kokpitte, gösterge panelinin sol tarafına yerleştirilmiş olması pratik değil. Bunun dışında herhangi bir sorun yok. 

Hacim olarak çok tatmin edici diyebilirim. Panoromik tavan zaten geniş olan kabini daha da geniş gösteriyor, arka tarafta rahat etmemek için standart dışı boyutlarda olmalısınız. 

Kabinin geniş ve ferahlığını ele aldığınızda Hyundai’ın bu otomobil için kompakt hatchback’lerden çok daha iyi bir iş çıkarttığını söyleyebilirim ve dediklerinde haklı olabilirler çünkü hiçbir hatchback’te böyle bir kabin bulamazsınız, hatta SUV’larda bile bulmak zor ki Toyota RAV4’ün kabini bu kadar geniş değildi. Her ne kadar arkada oturan bazı yolcular ‘keşke tavan biraz daha yüksek olsaydı’ gibi serzenişlerde bulunsalar da ben herhangi bir rahatsızlığa rastlamadım. 

Bu arada kullanışlılık konusunda 591 litrelik bagaj hacminin birçok MPV’den ve gerçek SUV’lerden daha geniş olduğunu söylemekte yarar var. Bazı güzel tasarımlarda bu gibi hacim konularında ödün verildiğini görsek de iX35’te buna rastlamamak iyi bir şey. 

Herşeye rağmen 27.000 kilometredeki test aracının çeşitli yerlerinden tıkırtıların gelmesi hoş değildi. Bu işçilik hatalarını düşündürüyor ve az önce bahsettiğim sert malzeme seçimlerinin uzun süreli kullanımlarda doğuracağı sorunları akıla getiriyor.

Gelelim sürüşe

Hyundai çok güzel bir crossover yapmış dediğimde aklınıza kabini ve donanımıyla öne çıkan ama sürüşüyle hayal kırıklığı yaratan bir otomobil geliyor değil mi? Gelmesin.

Gelmesin çünkü iX35 bu gibi ön yargıları hak etmeyen kalitede sürüşe sahip. Öncelikle aracın platformunun tamamen yeni olduğunu söylemekte yarar var. Önde MacPherson arkadaysa çok noktadan bağlantılı sistem Kore’li mühendislerin masraftan kaçınmadığını gösteriyor ve bu kendini hemen belli ediyor. 

Yumuşak zeminli yollarda iX35 oldukça rahat ve yumuşa bir sürüş vaad ediyor. Her ne kadar motor sesi bu durumu olumsuz etkilese de süspansiyon sistemi oldukça başarılı. Amortisörlerin darbe emişleri çok iyi ve sessiz çalıştıklarını söyleyebilirim. Zemin sertleştikçe darbeler biraz daha kabalaşıyor ama bu çok rahatsız edici değil. Gövde hareketiyse her şekilde mevcut ama rakiplerine göre biraz daha sert tutulan amortisör ayarları bunu iyi kontrol ediyor. 

Bu iyi bir özellik çünkü direksiyonun ilk hareketlerinde bu tip bir otomobile göre aşırı hızlı olduğunu görüyorsunuz. Beklediğinizden daha çok tepki veren direksiyona alışmak biraz zaman alabilir. Elektro hidrolik sistemli direksiyondaki turunuz arttığında bu tepkinin kaybolduğunu görüyorsunuz . Keşke daha istikrarlı ve tahmin edilebilir bir yapıda olsaydı demeden geçemiyorum… 

Bu arada orta konsolda yer alan ‘active eco’ düğmesinin sürüş karakteri inanılmaz şekilde değiştirdiğini söylemeliyim. Active’de iyi tepkilere sahip bir gaz pedalına sahip oluyorken aynı gaz eco modunda adeta ölü hale geliyor. Hatta o kadar tepkisizleşiyor ki bunun adını ‘death throttle pedal’ kısaca DETP olarak değiştirmeyi talep ediyorum Hyundai yetkililerinden.

  

Bu arada bugün biraz kar görme isteği içerisindeyim. Bu nedenle Murat’la birlikte Ömerli taraflarına doğru yönleniyoruz.

Ana yoldan tali yollara saptığımızda Murat’a ‘burası WRC için kullanılan etaplara gidiyor’ açıklamasını yapıyorum. Biraz sonra gerçekten bir WRC etabında buluyoruz kendimizi hem de zemin karla kaplı! Yüzümüzde gülümseme, hemen başlıyoruz çalışmaya ve bir sektör tabelasının önünde fotoğraf çekiyoruz. Hava o kadar temiz ve güzel ki sanki bahar gelmiş gibi.

Daha sonra etap içinde biraz ilerleyince silah sesleri duymaya başlıyoruz ve az ileride bölgede avlanan avcılarla karşılaşıyoruz. Hepsi ellerinde tüfekleri, yanlarında köpekleri, sırtlarında çantaları ava gidiyorlar.

‘Selamlar, ne avlıyorsunuz bakalım?’
‘Merhaba, hoş geldiniz. Valla ne çıkarsa genelde sülün oluyor buralarda’ şeklinde bir cevap alıyoruz.

Kimisi yeni gelmiş, kimisi avını ızgarasına koymuş elinde çayı güneşe karşı keyif yapıyor… Köpekleri de çok sevimliler, sahiplerinin otomobillerinin bagajlarında uyuyorlar. Tipik bir crossover kullanıcıları ortamında bulunuyoruz. Hafif arazi koşulları, alternatif zevkler ve keyif…

 

Santa Fe dört çekeri

İx35’in dört tekerlekten çekiş sistemi Santa Fe modeliyle aynı, bu da normal şartlarda gücün tamamının ön lastiklerde olduğu anlamına geliyor. Sistem eğer lastiklerden birinin çekiş kaybettiğini sezinlerse gücün yüzde 50’sini anında arka aksa iletiyor. Ayrıca 40 km/s’ye kadar kullanılabilen bir diferansiyel kilidi de mevcut. 

Kaygan zeminlerde güç iletimi çok hızlı şekilde gerçekleştiği için çekiş kaybını hissetmiyorsunuz. Üzerindeki asfalt lastiklerine rağmen iX35 denediğimiz kar kalı zeminde oldukça başarılı çekiş özellikleri sergiledi. Bu tip bir zeminde önden kayma eğilimi gösteriyor ama gaza oturmaya devam ettiğinizde hoş ve keyifli arkadan kaymalar yaşayabiliyorsunuz.

Asfalt zeminlerde de öyle öne çıkan bir yol tutuş karakteri yok iX35’in. Hafif önden kayma, bol gövde hareketi ve iyi bir tutuş. Bu şekilde keyifli bir sürüşe sahip olduğunu söyleyebilirim. Sürücüsüne güven veriyor ve sert amortisörleri nedeniyle kolaylıkla hızlı kullanılıyor.

Hızlı kullanılıyor derken motorun 184 bg gücünde ve 400 Nm tork ürettiğini herhalde söylememiştim değil mi? Evet, beklediğinizden daha güçlü bu otomobil ve bunu performansıyla da gösteriyor. Fabrika verilerine göre 10.1 saniyede 100 km/s çıksa da ben bunun daha iyi olduğunu düşünüyorum, en azından öyle hissettiriyor ki bunu ışıklarda yanımda durmaya çalışan Golf TSI sürücüsü de onayladı! Keşke biraz daha sessiz olabilsymiş bu güç ünitesi. O zaman 2.0 litre sınıfında BMW’nin 20d motorundan sonraki en güçlü motor olmasının yanında belki en rafine güç ünitesi olarak da anılabilirmiş… 

Sonuç

iX35 bazı konularda olumlu anlamda şaşırtırken beklediğim noktalarda zayıf olmasıyla dikkat çekti. Burada başarılı sürüş ve zayıf kabin kalitesinden bahsediyorum. 

Bir hatchback kadar güzel görünüyor, bir SUV gibi yüksek, dört tekerlekten çekişli ve bir MPV kadar pratik… iX35’te hepsinden biraz var, sadece olması gerekenden daha pahalı. İsterseniz sadece önden çekişli olarak da alabildiğiniz iX35 için ‘fiyatına göre muhteşem’ tanımlaması yapmak isterdim ama şimdilik sadece ‘fiyatına göre beklediğim gibi’ diyebiliyorum.

Sanırım bizlerin crossover mantığını biraz daha kavramamız gerekiyor. Crossover’ların SUV’ler kadar yüksek fiyata satılmaması gerek. Bunda bir yanlışlık var…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
Gallery | This entry was posted in Hyundai, Hyundai iX35, Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s