22.01.2011 Dodge


Kullanılan otomobil: 1971 Dodge Challenger 360 R/T
Bu testin Autochronicles’da yayınlanması için otomobilini kullanmamıza izin veren Sayın Leon Kalma ve El Klasik’e (http://www.elklasik.com/) sonsuz teşekkürler…

Bugün hayatımda unutamayacağım günlerden biri, daha önce 1985 model Porsche 911 kullandığım zaman belirttiğim o günlerden. Çünkü bu hafif puslu Cumartesi sabahı saat 8.30’da El Klasik’te Leon Bey’le buluşacağız ve bir otomobiliyle dolaşacağız. Henüz hangi otomobili getireceğini bilmiyorum. Ama iyi bir şey olacağı kesin.
Bana sadece ‘istediğin biriyle dolaşırız’ demişti. Bakalım, ne çıkarsa bahtımıza! Yolu bulmakta zorlandığım için biraz geç kalsam da 8.50 gibi El Klasik’in önünde olmayı başarıyorum. Kapıda daha önce görmüş olduğum ve Auto Show’daki standda duran 71 model Dodge Challenger duruyor. Yok artık! ‘Herhalde bunu kullandırmaz Leon Bey bana. Başka bir şeyler seçeriz içeriden’ düşüncesiyle yanından geçerken şöyle bir dokunuyorum kalçalarına Challenger’ın. Hafifçe ürperdi sanki. 

 
‘İçerisi’
Bu arada içeridekilerden bahsedeyim biraz: 1960 Corvette, 58 Cadillac Eldorado, 67 Shelby GT500, 69 Shelby GT500 orijinal), 72 Corvette, 68 Pontiac GTO convertible, 70 Mustang Mach1, 74 Pontiac TransAm Formula, 67 Ford Galaxy 390, 65 Mustang convertible, 66 Mustang GT Fastback, 74 Oldsmobile 88… Liste daha uzayıp gidiyor bu şekilde. Yani kısacası bana hiç farketmez, kullanmasam da olur yeterki biri hareket halindeyken içine bineyim. 
 
İçeride biraz vakit geçiriyoruz ve 69 Shelby GT500 karşısında şapka çıkarasım geliyor ama şapkam yok. Özellikle de Carroll Shelby’nin imzası ve o Cobra amblemlerini bir kez olsun gördüm ya… Bu bile yeter bana. Hemen yanındaysa birçoğunuzun bildiği ve Autochronicles aracılığıyla yazmış olduğum mektubumu alan ’67 GT500 duruyor. Beni gördüğüne sevinmiş gibi. ‘Nasılsın eski dostum?’ 
 
Elimde sıcak bir çay o otomobilden inip buna biniyorum. Cadillac’ın içi olağanüstü genişlikte, tek parçalı ön koltuğu evimdeki kanapeden bile daha büyük. 
 
Çayım biterken ‘Çıkalım mı’ diye soruyor Leon Bey.
‘Evet, evet çıkalım sabırsızlanıyorum’ diye cevap veriyorum.
 
Kapıya doğru yönelirken anahtarları uzatıyor bana.
‘Kullanmak ister misin?
‘…’
 
Birşey söyleyemiyorum.
‘Hadi al.’
‘T… Teşekkürler’ 
 
 
Rüyalar gerçek oluyor
İşte bu! Şu anda elimde 1971 Dodge Challenger R/T’nin anahtarları duruyor. Gözlerime inanamıyorum, tekrar bakıyorum. Evet oradalar, Chrysler logolu o incecik anahtar ellerimde duruyor. Tesadüfe bakınki sabah giydiğim t-shirt’ün üzerinde de 70 Challenger resmi var. Sanki belliymiş gibi dünden onu kullanacağım…
 
Yavaşça yaklaşıyorum ona doğru. Önünden geçerken farlarıyla beni izliyor. Oldukça düz olan koltuğa gömülüyorum ve yan kapıyı açıyorum. Anahtarı deliğine yerleştiriyorum ve çeviriyorum. Marş motoru birkaç saniye döndükten sonra 360 cid (5.9 lt) V8 bağırmaya başlıyor. Sağır edici değil gürültüsü, sakin bir şekilde devirini yükseltip rölantide homurdanmaya başlıyor. Tok, ve sıkı bir ses bu. Yıllardır videolarını izlediğimiz Hemi’ler, 440’lar gibi geniş ve düzensiz değil. 
 
 
Oldukça büyük gaz pedalına basıp tepkisini anlamaya çalışıyorum. Otomobili hareket ettirmek için beklediğinizden daha fazla güç vermek durumundasınız. Şanzımanı D konumuna getiriyorum ve sol tarafta ayakla kullanılan elfrenini indiriyorum. Otomobil yokuş yukarı doğru park ettiği için biraz fazla gaza veriyorum kalkması amacıyla ve lastikler hemen boşa dönüyor.
 
‘Alışmak gerek, motor güçlü olduğu için hemen boşa çeviriyor bu zeminde’ diyor Leon Bey. ‘Bu zemin’ dediği, yer yer ıslak ve kaygan olan asfalt yüzey. Anlaşıldı Challenger’ı kullanırken yumuşak davranamamız gerek. 
 
Yola çıkıyoruz, şanzımanın vites geçişleri oldukça yumuşak ve kabine pek yansımıyor. Sadece değişen motor sesinden viteslerin geçtiğini anlıyorsunuz. Direksiyon beklediğimden çok çok çok daha hafif, adeta tüy gibi. ST’den sonra Challanger’ın direksiyonu o kadar yumuşak geliyor ki orijinal mi diye soruyorum. Cevap evet şeklinde. 
 
Bu arada otomobilden biraz bilgi vereyim yeri gelmişken. 1971 model olan Challenger’ın coupe versiyonundan o yıl 23.088 adet üretilmiş, R/T versiyonu ise sadece 4630 adet bantlardan çıkmış. O yıl Challenger’ın motor seçenekleri arasında 225 I6 (düz 6 silindir), 318 V8, 340 V8, 340+6 V8, 383 V8, 426 Hemi, 440 ve 440+6 bulunuyor. Bu Challenger’daki 360 V8 ise 71 yılında Chrysler ürünlerinde iki barel karbüratörlü olarak kullanılmaya başlanmış ve 1973 yılında Challenger’larda yerini almış ve standartı 245 bg olan bir güç ünitesi. Ama burada 4 boğazlı karbüratöre ve yaklaşık (tahmini) 300 bg güce sahip. Bana göre çok yumuşak huylu, aklı başında bir motor. Zaten Leon Bey’in söyledikleri de bununla uyuşuyor:
 
‘Kullanımı çok yumuşak ve iyi huylu. Ben zaten çok sert karakterli otomobilleri sevmiyorum. Bu bana göre çok iyi bir motor seçeneği, Challenger’a iyi uyum sağlamış. Uzun yol kullanımında da çok konforlu ve performanslı.’ 
 
Devir almayı seven, devir alınca Challenger’ın o iri gövdesini kolayca harekete geçiren canlı bir motor. Düşük devirlerdeki hava emiş sesini duymalısınız, sanki otomobil altınızda nefes alıyor gibi. Yüksek devirlerde bu hava emiş sesi bloğun o uğultulu patlama seslerine bırakıyor yerini. Bu muhteşem bir deneyim, Challenger’ın direksiyonunda olup bu titreşimleri hissetmek… Tarif edilmez bir duygu…
 
 
Günün birinde Challanger’ın sürüşünü anlatmak da varmış…
Performans aslında beklediğim kadar yüksek değil ama bu çok da büyük bir sorun teşkil etmiyor, yanlış anlamayın gaza dibin kadar bastığınızda hemen 100 km/s’ye çıkıyorsunuz ama o okuduğum agresif, yerinde duramayan, sağa- sola savrulan Challenger’dan eser yok. Bu ilk kalkışta bıraktığı izlenime zıt olarak bayağı stabil bir otomobil. Lastikler boşa dönmüyorlar kuru zeminde. 
 
40 yaşında olmasına rağmen süspansiyonları ve tüm gövdesi tamamen elden geçirildiği için oldukça rijit. Çukurlardan geçtiğinizde kabinin çeşitli yerlerinden küçük sesler geliyor ama bu düşündüğünüzden çok ama çok daha az. 
 
 
Süspansiyon sistemi bir Amerikan otomobilinden beklediğiniz gibi yumuşak. Bu öyle iyi ayarlanmış bir yumuşaklık ki hem çok konforlu hem de yeterli yol tutuş sağlıyor. Bozuk zeminli yollarda süspansiyonların çalıştığını hissediyorsunuz ama gövde boş yere sallanmıyor. Gövde salınımı tabii fazlasıyla var Challanger’da. Direksiyonun turu fazla olsa da yumuşak karakteri otomobilin kullanımını kolaylaştırıyor. İlk çeyrek turu biraz tepkisiz olan direksiyondaki turunuz arttıkça tepki de artıyor. Geniş ön lastiklere rağmen sürücüye ilettiği veriler yeterli. 
 
Ön taraftaki görüş çok iyi çünkü A sütunları çok ince ama yan aynalar küçük olduğu için şerit değiştirirken, bir yere saparken etrafınıza iyice bakmalısınız. Hee, bir de etraftaki otomobillere ekstra dikkat edin çünkü herkes dumur bakışlarla Challenger’a baktığı için dikkatleri bozuluyor ve üzerinize geldiklerini farketmiyorlar. 
 
Kokpit alıştığımız otomobillere göre çok yüksek tasarlanmış, gösterge tablosunda hız devir, hararet, yağ, benzin göstergeleri varken ikinci büyük gösterge analog saat için ayrılmış. Koltuklar ST’den indikten sonra tamamen düz hissettiriyor, dolayısıyla dönerken otomobilin içinde sağa- sola hareket ediyorsunuz. Ama bunların hiçbiri gözünüze batmıyor çünkü o kadar güzel bir ses ve şasi varki altınızda yüzünüz sürekli gülüyor. 
 
 
Ne yazık ki bana ayrılan vaktin sonuna geldim. Challanger’dan iniyorum ve motoru soğutmaya çalışan fanı dinliyorum biraz. Motordan hafif bir duman çıkıyor. Challenger sanırım memnun kaldı bu geziden, onu zorlamadım o da bana zorluk çıkarmadı. Leon Bey’in dediği gibi sürekli hayalini kurduğun şeyleri denediğinde bazen hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz ama bu öyle değil. Bu tam düşündüğünm gibiydi…
 
‘Nasıl sevdin mi?’ diye soruyor Leon Bey.
‘Sevmek mi? Bayıldım, inanılmaz birşey bu. Muhteşem bir duygu ya da benim için öyle. O kadar heyecanlıyım ki tarif edemiyorum hissetiklerimi. Birşey itiraf edeyim ilk Ferrari’mi kullanırken bile bu kadar heyecanlanmamıştım.’ Ellerim titriyordu direksiyonda, gözlerim dolmuştu ama bunları kendisine söylemiyorum…
 
Bu gerçekten büyük bir ütopyaydı benim için, bir Amerikan kullanmak, özellikle de buna Challenger ile başlamak. Bu bir hastalık, virüs gibi birşey. Bir bulaştımı bir daha kurtulamıyorsunuz, içinizi yiyip bitiriyor. 
 
Tutku, takıntı, hastalık… Buna ne derseniz deyin ama Challenger insana bunların hepsini hissettiriyor. 70’li yılların o çılgın otomobillerinden birini kullanmak, dönemin yaklaşımını, sosyolojik durumunu bu kadar iyi anlatan bir otomobille küçük bir deneyim yaşamak bile çok ama çok heyecan verici. 
 
İyi ki varsın Challenger, kısacık (5 yıllık) hayatında birçok şey değiştirdin sen (yeni modeli saymıyorum), tıpkı bu kısacık Cumartesi sabahı benim hayatımda birçok şey değiştirdiğin gibi… 
 
 
 

 

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
Gallery | This entry was posted in dodge, Dodge Challenger, El Klasik. Bookmark the permalink.

2 Responses to 22.01.2011 Dodge

  1. >İlbey teşekkür ederim bakalım, umarım gerisi de gelir…

  2. >Abi okurken tüyler diken.. Ellerine sağlık

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s