>12, 14 – 10- 2010 Kia


>Kullanılan otomobil: Kia Sorento 2.2

Versiyon: DSL EX AT (7 koltuk) XM1



Eski modelini de kullandığım ve sahip olduğu unvanı kesinlikle hakettiğini düşündüğüm bir otomobildi Sorento. Bu unvan ne miydi? Kia Sorento 2004- 2006 yılları arasında Türkiye’nin en çok satan SUV’u olmuş ve pazar payını yüzde 27’lere kadar yükseltmişti. Diğer bir deyişle Türkiye’de SUV alan 100 kişiden 27’si Kia Sorento alıyordu. Peki neden bu kadar sevilmişti?



Herşeyden önce kaliteli görünüyordu. Ben bile ilk gördüğümde ‘vay be amma da güzel görünüyor’ demiştim. Biraz X5’i andırıyor, hatta daha sonra ön ızgarası için yapılan BMW böbreklerine benzeyen çeşitli uygulamalarla bu algı daha da artırılıyordu. Tabi bunlar Kia’nın kendi tasarımı değil, çeşitli firmaların Sorento için uygun gördüğü parçalardı. Bunun dışında geniş kabin, uygun fiyat (çok önemli), gerçek arazi aracı özellikleri gibi unsurlar Sorento’nun başarısının en önemli detaylarıydı.

Bu nedenlerden dolayı çok sevildi, çok tutuldu Sorento eski modeliyle. Ben ilk kullandığımda onu bir Hyundai Santa Fe ile karşılaştırmış ve yazısını Autocar dergisi yazmıştım. O karşılaştırmada üzerinde durduğum nokta Sorento’nun ciddi arazi otomobili gibi hissettirdiğiydi. Çünkü sabit arka aksı, köşeli kabin tasarımı ve geniş yanaklı lastikleriyle bu kimliğini pekiştiriyor ve Santa Fe’den böylelikle kolayca ayrılıyordu. Peki yeni modelde bunlar nasıl, Sorento nasıl bir araç haline gelmiş? Cevaplanması gereken, aklımı kurcalayan noktalar bunlardı…



Sorento’yu akşam saatlerinde Levent’ten teslim aldığımda ilk gözüme takılan nokta arka tasarımı oldu. Tabiri caizse ‘kaba’ görünen arka tasarım bana göre yeni Sorento’nun en zayıf olduğu nokta, bunun nedeni dar tasarlanmış arka yan camlar ve bunun getirisi olarak yer verilmiş geniş yüzeyler. Bu nedenlerden dolayı Sorento’nun arkası tam çözümlenmemiş bir imaj çiziyor, ki Peter Schreyer gibi bir ustanın elinden çıkmış bir tasarımda bunu beklemiyordum. Evet ön tarafta böyle bir sorun yok, burada artık klasikleşmeye başlayan Kia ızgarasını görüyoruz.

Aracın için bindiğimde anahtarı orta konsola bıraktım ve ‘başlat’ düğmesini aramaya başladı gözlerim ama nafile! Meğerse Sorento normal anahtarla çalışıyormuş, bu özellik için XM2 donanımını almak gerekliymiş… Kabin genel olarak oldukça kaliteli görünüyor, özellikle direksiyonun derisi ve tasarımı bu görüntüyü pekiştiriyor. Ancak konsoldaki plastikleri ellemeye başlayınca göründüğü kadar kaliteli olmadıklarını görüyoruz. Sert plastikler eskiden olduğu gibi burada da sıkça kullanılmış ama en azından dediğim gibi böyle görünmüyor. Tasarım biraz olsun Santa Fe’yi andırmıyor değil, özellikle de dik duran havalandırma ızgaraları bu etkiyi yaratıyor.



Bu arada aracın eskisi gibi sert karakterli bir imajı olmadığının da altını çizmeliyim. Bu kabinde de devam ediyor, herşey daha konfor ağırlıklı düşünülmüş. Kullanılan malzemelerin rengi bile bu şekilde. Bu anlamda Sorento’nun biraz daha standart SUV yaklaşımını benimsediğini söylemek gerek. Hani eskiden diğerleri şehir içi kullanım odaklıyken o daha sert karakterli, araziye yakın bir duruş çiziyordu. Sanki bu imajdan biraz olsun uzaklaşılmış yeni modelde. Kia, bir şekilde bunu devam ettirmek istese de (17 inç jantları çeviren kalın yanaklı lastikler, ki Santa Fe’de 19 inç düşük profilli lastikler vardı, kilitli diferansiyel, yokuş iniş fren kontrol sistemi) dış tasarımda bunu göremiyorsunuz. Yedi koltuk opsiyonu ve da bu tezimi destekliyor. Hatta şu bilgiyi de göz önünde bulundurduğumda neden böyle düşündümü anlayabilirsiniz: Kia yeni modelin adını değiştirmeyi düşünmüş. Bunun nedeni yeni otomobilin eskisi gibi direkt bir SUV olmadığı, bir crossover olduğunu düşündükleri için.

Şöyle düşünebilirsiniz, bir gösterge hayal edin SUV’ların arazi ve yol kullanımını gösteren. 5 üzerinden her iki uca da puan veriliyor olsun:

Arazi/yol çizelgesi:

Eski Sorento

Arazi/ Yol


5 4 3 2 1 / 1 2 3 4 5

Yeni Sorento

Arazi/ Yol


5 4 3 2 1 / 1 2 3 4 5

İşte demeye çalıştığım şey aslında bu kadar basit.





Devam edelim:

Kabin tasarım olarak başarılı olsada bazı noktalarında ergonomi sorunları var. Yani yol bilgisayarı düğmesinin göstergelerin üzerine yerleştirilmesi ne yazık ki pratik bir kullanım oluşturmuyor. Hem bulması zor, hem de kullanmak için bir elinizi direksiyondan kaldırmanız gerekiyor. Bunun dışında arazi kullanımı için yerleştirilen düğmeler de oturduğunuz yerden görünmüyor, başınızı sola çevirip özel olarak bu düğmeleri arayıp bulmalısınız. Bulduktan sonra kullanmaları kolay ama bulana kadar epey vakit harcıyorsunuz. E zaten nasıl kullanıldığını bulduktan sonra herhangi bir şeyi kullanmak kolay değil midir? Kullanışlılığın temel olarak ne anlama geldiğini irdelemek istemiyorum şu anda… İkincil öncelikle düğmeleri gözden ırak bir yere yerleştirmek mantıklı ama daha görünen bir yer olabilirdi sanki.

Her neyse, akşam karanlığında yola çıkıyorum. Motor ve şanzıman Santa Fe’dekinin aynısı; yani 2.2 lt 197 bg ve 6 ileri otomatik. Ve bana kalırsa otomobilin en güçlü olduğu nokta bu. Çünkü hem her devirde güçlü hem de ekonomik olabilen güç ünitesinin şanzımanla uyumu da dikkate değer. Vites kutusu istem dışı seçimler yapmıyor ve gereksiz yere vites büyütmüyor, ayrıca vites geçişleri de oldukça yumuşak ve hissedilmeyen yapıda. Sanırım Sorento tercih edilecekse bu iki önemli kriterin uyumundan dolayı edilebilir. Yalnızca rölantide motorun sesi biraz tuhaf duyuluyor, böyle biraz şakırtılı mı desem, şangır şungur mu desem? Bilemedim nasıl tarif edeceğimi…

Ertesi gün Autocar’ın eski haber editörlerinden Nihat Karataş’ı alıp çekim yapacağımız bölgeye doğru ilerliyoruz. Ömerli taraflarına doğru gidip hafif arazide kullanacağız Sorento’yu, ayrıca tali yollardaki sürüşüne de bakacağız. Şehir içinde konforlu diyebileceğimiz bir sürüşü var, sadece kardeşi Santa Fe’de de hissedilen sarsıntılar burada da mevcut. Buna sürücü koltuğunun yan desteklerinin yetersiz olması da eklenince aracın içerisinde sağa- sola doğru yalpalıyorsunuz. Halbuki Santa Fe’de aynı şekilde sallansa da oldukça başarılı koltukları nedeniyle bu şekilde hissettirmiyordu.





Tali yollardaysa süspansiyonun fazlasıyla çalıştığının farkına varıyoruz, hatta Nihat’ın elindeki kamera bir ara sallantıdan ön cama bile çarpıyor. Birkaç virajda deneyelim Sorento’tu bakalım nasıl diyor Nihat. Peki, hadi bakalım ileride güzel ve üçüncü viteste dönülecek bir sağ viraj var. Oraya doğru yaklaşıyoruz. Fren yaptığımda fazlasıyla dalma hareketi yapıyor. Direksiyonu çevirmemden birkaç salise sonra burnunu virajın içine sokuyor, ön lastikler kayıyor, kayıyor ve tutunmaya başlıyor. Tutunduktan sonra şasinin burulduğunu, esnediğini hissediyoruz. Mekanik yol tutuş var hâlâ elimin altında ve direksiyondan bu hissediliyor ki bence en önemlisi bu. Dedim ya direksiyonu çok başarılı Sorento’nun diye. Gerek ağırlığı gerekse tepkileri konusunda beklenenin çok üstünde. Bir SUV için sürücüsüyle iletişime geçme konusunda çok iddialı.

Ani ağırlık değişimlerini pek sevmiyor Sorento. Böyle bir durumda biraz hantal kalıyor ve ağırlığını hissettiriyor. E kolay değil 1896 kg hafif sayılmaz, Nihat’la ikimizi de sayarsak 2 tondan ağır şu anda. Yine de bu tip bir kullanım ihtiyacında değil kullanıcları zaten. Ancak zeminin oldukça kaygan olduğunu düşündüğümüzde güven verici bir sürüşü olduğunu da söylemek gerek. Ayrıca eski modele göre de fazlasıyla rafine bir sürüş bu. Bunda tabii yeni model için geliştirilen monokok şasi ve bağımsız arka süspansiyonun katkısı çok büyük. Monokok şasi sayesinde (eski modelde gövde ve şasi birbirinin üzerine oturuyordu) sayesinde aracın ağırlığı da 215 kg azaltılmış.



Söz Nihat’ta: ‘Eskisine göre çok üstün bir yol tutuş kazanmış. Çok ilginç, bu konudaki gelişimi beni çok şaşırttı.’

‘Evet, sanırım en büyük özelliği de bu olsa gerek. Ancak bunu yaparken biraz olsun Sorento’yu Sorento yapan o karakterden uzaklaşmışlar mı ne dersin? Biraz fazla şehirli olmamış mı, yoksa bana mı öyle geliyor’

‘Evet haklısın, eski model çok sert arazide bile yol alabiliyordu. Lansmanında oldukça zorlu yerler girip çıktığımızı hatırlıyorum. Bu araç için birşey söylememiz için denemek gerek ama en azından dış tasarımına bakarak bile bu iş için düşünülmediğini söyleyebiliriz.’

‘Sanırım biraz daha satış odaklı bir araç haline gelmiş. Bu tip bir Sorento eskisinden daha çok ilgi çekecektir diye düşünüyorum. Özellikle de sessiz olması ve konfor özellikleri dikkat çekici, ayrıca 7 koltuk opsiyonu da var. Aklıma Chevrolet Captiva geliyor hemen nedense, kendisi geçen yıl en çok satan SUV oldu, yani Sorento’nun yerini aldı.’

‘Bence biraz daha kimliğini öne çıkartmalıydı, yani demeye çalıştığım şey çok benziyor Santa Fe’ye öyle değil mi?’

‘Evet’ diyorum. ‘Bazı noktalarda benziyor gerçekten. Santa Fe ile 1100 km yol yapmış ve bunu kısa zaman önce gerçekleştirmiş biri olarak çok rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca dış bükey ayna, soğutmalı torpido gözü, anahtarsız çalışma sistemi (opsiyon), geri görüş kamerası (opsiyon) gibi Santa Fe’de olan özellikleri burada göremedim. Ancak DBC (yokuş iniş fren kontrol sistemi) ve diferansiyel kilitleme seçenekleri de Hyundai’da yoktu. Galiba Kia, o dediğimiz sert karakterini elektronik sistemlerle adapte etmeye çalışmış Sorento’ya.’



Bu arada arazi performansını merak ettiğimiz için de bulduğunumuz boş araziye giriyoruz. Hafif bir arazi burası, küçük tepeler, bol miktarda çukur var. Sorento başarıyla girip çıkıyor tepelerin üzerine, yalnız bir yerde yan olarak yaklaşıp, lastikler paralel şekilde tepeyi geçmeye çalışırken arka süspansiyonun tamamen açıldığını ve lastiğin havaya kalktığını hissediyoruz. Demiştim çok zorlu arazi koşulları için uygun değil diye. Yayların açılma derecesi bu tip manevralar için yeterli değil. ama şöyle de bir durum var ki, Sorento’yu alan, kullanan kaç kişi böyle bir araziye giriyor? Hayatının yüzde 95’ini şehirde geçirecek bir SUV için fazla bile.

3 gün ve 634 kilometre sonunda Sorento’yu teslim ederken yol bilgisayarına göz atıyorum: 8.7 lt/100 km ortalama gösteriyor. 70 litrelik deposuyla kaba bir hesapla 800 kilometre civarında bir menzile sahipsiniz. Eh hiç fena değil, özellikle de çok dikkat etmeden kullandığımı düşünürsek, çok daha dikkatli sürücüler 1000 km’yi kolaylıkla geçeceklerdir.

Sonuç mu? Bence çok başarılı yeni Sorento. Eğer tasarıma benim kadar takık değilseniz hoşunuza gitmeyen bir detay olmayacaktır yeni Sorento’da. Bir SUV’dan beklediğiniz herşeye cevap veriyor; konforlu, lüks, geniş, rafine sayılacak bir sürüşü var ve modern, çok iyi bir motora sahip. Sadece biraz daha karakterli olmasını bekliyordum kendisinden. Çok şey mi istiyorum acaba?

İkinci görüş

Nihat KARATAŞ- Autocar dergisi eski haber editörü


Eskisi çok satmıştı, Türkiye’nin en çok satan SUV’uydu. Berk neden sattığı ve diğer ayrıntılar hakkında zaten bolca yazmış. Ben eski Sorento hakkında tek bir şey söyleyeceğim; o da hissettirdiğinden çok daha iyi bir arazi kabiliyetine sahip olduğu. Bizzat, ağır şartlarda (çamur, kar, toprak-kum vs.) eski Sorento’yu çok kez kullanmış birisi olarak o otomobilin en beğendiğim özelliğinin arazi kabiliyeti olduğunu söyleyebilirim.

Yenisi mi? Yeni Sorento tek kelimeyle daha şehirli. Çok ağır bir araziye girmedik, kullandığımız zemin koşullarında kısaca yeterliydi diyebilirim. Ama Yeni Sorento’nun iddialı olduğu nokta daha çok asfalt performansı. Eski modele göre boy boy ilerleme kaydedildiği açıkça görülüyor. Direksiyon hissi bir SUV’a göre çok açık ve net. Bu her otomobilde aradığımız, sevdiğimiz bir özellik. Şanzıman da sınıfı rahatlıkla geçer, hiçbir zaman büyük bir rahatsızlık hissettirmiyor. Motoru ise şaşırtıcı derecede güçlü hatta biraz abartılı bile diyebilirim. 2.2 lt dizel motor kullanılıyor artık Sorento’da. Bu motorun Sorento’ya getirdiği olumlu yönde performans artışı ve sürüş keyfi beni mutlu etti. Fakat potansiyel Sorento müşterileri (eski Sorento’nun ülkemizdeki kullanıcılarından bahsediyorum) bu değişiklik hakkında ne düşünür bilemiyorum. Bu sürüş farkı onlar için ne ifade ediyor? Bence maalesef pek bir şey ifade etmiyor. Hatta artan motor hacmiyle birlikte artan vergi dilimi nedeniyle birçoğunun bu değişime sıcak bakmayacağını da rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten bu değişikliğin satış rakamları üzerine olan etkisi de yakında net bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Yeni Sorento’nun tasarımına kısaca değinecek olursam, eskisine göre arada makro boyutta pek bir fark göremiyorum. Mikro boyutta her ayrıntısı farklı, yazacak çok şey var fakat araçtan biraz uzaklaştığımda yine büyük, iri, suya sabuna dokunmayan ve beni pek heyecanlandırmayan bir tasarımı var. Yani kimsenin çirkin demeyeceği ama kimsenin de ağzının suyunu akıtmayacak bir tasarımı var yeni Sorento’nun; eskisi gibi.

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in Kia, Kia Sorento. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s