>Japonya GP


>

Bir duble Red Bull lütfen!
Japonya’da Red Bull’un güçlü olacağı bekleniyordu. Duble yapacağı kesin gibiydi, önemli olan kimin üçüncü olacağıydı

Yağmur tanrısı Japonya için büyük sürprizler hazırlamış ama bunu Cumartesi gününden önce göstermek istememişti. Suzuka’yı esir almak istemiş, Formula 1 organizasyonuna keyif katmak düşüncesi içinde hareket ediyordu. En ağır bulutlarını bunun için görevlendirmiş, tüm yükünü boşaltmadan geri dönmemesi konusunda uyarmıştı. ‘Hiç bir otomobil piste çıkmayacak’ şeklinde emir vermişti Suzuka’nın üzerinde dönen bulutlara, yağmur tanrısı.

İstediği oldu, hem de ne şekilde! Cuma günü herşey sakindi, beklendiği gibiydi. Red Bull’lar bir ve ikinciyken, Kubica ile Renault üçüncü sıradaydı, Ferrari’lerse 11 ve 13.’ydü. McLaren, Hamilton ile kaza yapmış, Suzuka’ya getirdikleri arka kanatlardan birini kırmıştı. Button ise önden kaymanın önüne geçememiş ve sadece 12. olabilmişti.

Bu çok kritikti çünkü Suzuka takvimin en teknik pistlerinden biri olduğu için burada aerodinami ve stabilite hızlı bir tur atmanın kilit noktalarından biridir ve turun en önemli, en belirleyici bölümü yaklaşık 30 saniye süren birinci sektördür. Turun bu bölümünde önemli olan şey otomobildeki aerodinamik özelliklerin verimli çalışması ve ‘S’ şeklindeki arka arkaya gelen yerlerde iyi bir ön taraf tutuşudur. Eğer otomobilde bu şekilde bir yol tutuş yakalayamazsanız hızlı şekilde yöne değiştirirken fazlasıyla dışa açılıp Button gibi önden kayar, S’lerin çizgisi dışında kalıp vakit kaybedersiniz. Ayrıca yüksek hızlı yön değişikliklerinde şasinin stabilitesi de çok önemlidir.

McLaren Suzuka’ya yeni bir aerodinamik paketle gelmişti ve buna Singapur’daki ön kanadın revize edilmiş bir versiyonu, daha uzun egzozlar, yeni motor kapağı ve yeni arka kanat dahildi. Ayrıca F-Duct’ın çalışma sistemini değiştirmişler, ön taraftan alınan havayı arka kanadın ana bölümüne (daha önce flap kısmına gönderiyorlardı) yönlendirmeyi tercih etmişlerdi. Bunu Cuma günü test etmeyi düşünüyorlardı ama evdeki hesap çarşıya uymadı ve Lewis kanatlardan birini kırdığı için eski kanatla yarışmak durumunda kaldı.

Red Bull ise Japonya’ya iki farklı ön kanat alternatifi, iki farklı difüzör ve Singapur’da tanıttıkları arka kanatla geldi. Webber ile Vettel farklı ön kanat ve difüzörle yarışmayı tercih ederlerken aynı ön kanadı kullandılar; sonuç biraz daha Vettel’den yanaydı.

Öğleden sonra da ilk üç değişmedi ama Ferrari’ler dört ve beşinci olurken, otomobili zorlukla yetiştirilen Hamilton sadece 8 tur atmış ve 2 saniye farkla 14. sırayı elde etmişti. İngiliz pilot yeteri kadar data toplayamamıştı…

Cumartesi olacaklardan kimsenin haberi yoktu. Dediğim gibi yağmur sabahtan itibaren hünerlerini göstermeye başladı. Üçüncü seansta başladı, dinmek bilmedi ve pilotlar neredeyse hiç tur atamadan seansı tamamladılar.
Bu, yağmurlu bir yarış olacaksa hiçbir takımın gerekli ayarı yapamadan yarışa başlayacağı anlamına geliyordu, yok zemin yarışta kuru olacaksa Hamilton dışındakilerin elinde yeteri kadar data vardı.

Antrenmanlarda görünen şey birinci sektörde Red Bull’ların herkesten 0.3- 0.4 saniye hızlı olmasının yanısıra Mark Webber’in de hız ölçüm noktasında en hızlı isim olduğuydu. Kısacası Red Bull’ları yenmek için turboya ihtiyacınız vardı Suzuka’da, öyle görünüyordu.


Yağmur sıralama turlarının da koşulmasına izin vermedi. Yağmur tanrısı emrini vermişti bir kere, o bulut bunu yerine getirmeden geri dönemezdi. Dolayısıyla kimin kaçıncı sırada başlayacağını öğrenmek için Pazar sabahı erken saatlerde sıralamaları izlemek durumunda kaldık.

Beklenen oldu ve Sebastian Vettel pol pozisyonunu kaparken, hemen arkasında diğer Red Bull vardı. Vettel birinci sektörde en iyi dereceyi elde ederken bu diğer takımların en iyisinden tam 0.4 saniye hızlıydı. Red Bull’un aerodinamisi ‘S’ virajlarda çok iyi çalışıyordu.

Üçüncü sıra ‘datasız’ pilot Hamilton’a giderken, McLaren üçüncü antrenmanlarda otomobildeki fazla ısınan şanzımanı değiştirdiği gerekçesiyle beş sıra geriden başlama cezası aldı. Bu nedenden dolayı haftaya üçüncü başlayan Kubica bir kez daha aynı yere gelmiş oldu. Bu arada Polonya’lının her iki Ferrari’yi ve bir McLaren’i geride bıraktığını belirtmeden edemeyeceğim. Gerçekten iyi bir iş çıkarttı Kubica… Bunda Renault’nun yeni tasarımlı ön kanadının getirisi büyüktü ve Kubica bu sayede birinci sektörde rakiplerine göre avantaj elde etti. Ne yazık ki yarışı erken bitecekti…



Sıralamalarda hayal kırıklığı yaratan Massa Q2’de elenerek Ferrari’nin markalar şampiyonluğu hayalini bir bakıma sonlandırıyordu. Nedeni basitti: Brezilyalı Q2’de sert lastiklerle en hızlı turunu atmış ve hemen ardından yumuşak lastikleri denemişti. Sert lastikle 1:32.819 yapmışken, yumuşak lastiklerle bu dereceyi geliştiremedi.
Burada bir taktik hatası yaptı Felipe çünkü bu seansta pistin yol tutuşu iyi olmadığı için (pist sıcaklığı 25 dereceydi) yumuşak lastikler fazlasıyla ufalanıyor, tutunmadığı için aldatıcı bir şekilde daha yavaş kalıyordu. Dolayısıyla yumuşak lastiklere geçmek için kendinizi Q3 için güvenli bölgeye taşımalıydınız derece olarak. Fernando da aynı şeyi denedi ama sert lastik derecesi Felipe’ye göre 0.5 saniye (1:31.819) hızlı olduğu için Q3’e kalabildi. Bu küçük (yoksa büyük mü?) fark ikilinin kaderini belirledi.
Q3’e gelindiğinde, Button dışında ilk ondaki pilotlar yumuşak lastiği tercih etti. İngiliz bu haftasonu için kronikleşen birinci sektör sorunlarına devam ederken burada Red Bull’lara göre 0.6 saniye kaybetse de iki ve üçüncü sektörlerde zaman çalarak (ikisinde de 0.1 kadar hızlıydı) bunu telafi etmeye çalıştı. Button risk almıştı ve farklı bir strateji deniyordu; diğerleri yarışın başında hızlı (pistin yol tutuşu artınca yumuşak lastiğin serte göre yaklaşık 1 saniye hızlı olduğu ortaya çıktı) lastikleri alırken, O pist iyicene kauçuk kapladığında ve otomobilin yakıt yükü azaldığında hızlı olan lastiklere geçecekti. Tabii bu stratejinin çalışması için yarışın başlarında rakiplerinden kopmamalıydı. İşe yarayabilirdi, yaramazsa en kötü ihtimalle başladığı yerde bitirecekti yarışı, arkasındaki Mercedes GP ve Williams’ların kendisinden hızlı olmasını beklemiyordu.

Start verildiğinde Kubica Webber’i geçerek ikinciliğe çıktı, Hamilton’da üç sıra yükseldi ve beşinciliği ele geçirdi. Tam birinci viraja gelinirken Massa agresif bir şekilde sağa kırıp kerbin üzerindeyken frenaja girince aynı hızla Liuzzi’nin otomobiline çarptı ve ikisi de yarış dışı kaldı. Bu arada Petrov’da Hulkenberg’i

biçmekle meşguldü.


Güvenlik aracı yarışın kontrolünü ele aldı ve 6 tur boyunca bu şekilde devam etti. Hamilton, Button’ın arkasındaydı ve bu oldukça önemliydi çünkü takım arkadaşı yavaş lastikle yarışıyordu. Ancak güvenlik aracından sonra Hamilton Button’ı geçemeyince Alonso’ya tur başına yarım saniye kaybetmeye başladı.

Bu arada Kubica’nın yarış dışı kalması da Webber için bir avantajdı, Avustralya’lı böylece Vettel’den kopmamayı başardı. İşine yaradı mı derseniz, eee hayır…

Hamilton 22. turda pite girerken (21.448 sn), onu 24. turda Vettel (21.900 sn), Alonso (21.705 sn) ve 25. turda Webber (22.071 sn) izledi. Button bu durumda liderliği ele geçirdi ama istediği gibi fark açmakta zorlanıyordu. 29. turda Button ile beşinci sıradaki Hamilton arasındaki fark 16.8 saniyeydi, pitlerin yakaşık 20 saniye sürdüğü göz önüne alınırsa dünya şampiyonunun yaklaşık 5 saniyeye ihtiyacı vardı pit yaptıktan sonra önde çıkmak için. Ancak bu fark 32. turda 13.7 saniyeye, 15. turdaysa 10.5 saniyeye kadar inmişti. Button’ın yarışı burada bitmiş, stratejisi çökmüştü. McLaren farkın bu kadar kapanmasına izin vermeden pite çağırması gerekiyordu Button’ı, burada hata yaptılar kanımca. 38. turda gelen pitten sonra Button Hamilton’ın arkasında beşinci sırada döndü yarışa.


Bu esnada oldukça güçlü bir yarış çıkartan Hamilton, önündeki Alonso’ya yetişiyordu. 34 (0.6 sn hızlı), 35 (0.6 sn hızlı) ve 36. turlarda (0.8 sn hızlı) farkı eriten İngiliz pilota bu defa yeni değiştirilen şanzımanı sürpriz yapacaktı. 39. turda vites kutusunun içindeki kemirgenler üçüncü vitesi devre dışı bırakmışlardı. Bu noktadan sonra Hamilton’ın görevi yarışı bitirmek oldu ve 44. turda takım arkadaşına yol verdi.

Bu noktadan sonra ön sıralarda olay olmayıp herkes finişe ulaşmayı beklerken, Button gibi sert lastikle yarışa başlayıp aynı turda pite giren Sauber pilotu Kobayashi kendi seyircisi önünde şova kaçıyordu adeta. Japon pilot bu esnada 12. sürdürdüğü yarışta önce Alguersuari’yi çok spekteküler bir şekilde geçti, ardından haftasonunun hızlı isimlerinden Barrichello’yu avladı, yarış dışı kalan Sutil’i geride bıraktı ve takım arkadaşına ‘senden hızlıyım’ mesajı veren bir geçiş yaparak yedinciliğe yerleşti. Ataklardaki kararlılığı, cesareti ve hata yapmaması Kobayashi’nin kolayca haftasonunun en iyi pilotu olmasını garantiledi. Riskli kullandı ama bunun meyvelerini yedi, kendisini tebrik ediyor bu tip sürüşlerini daha fazla beklediğimizi belirtiyoruz.

Böylece Webber puan farkını 13’e çıkartırken Vettel’de Alonso ile aynı puana yükselmiş oldu. McLaren’larsa kan kaybetmeye devam ediyorlar. Bu haftasonu büyük bir yara aldılar ve o yarayı bir an önce iyileştirmezlerse sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklar. Şampiyonaya tutunmak için Kore’de en azından podyuma çıkmaları gerek.

Umarım bilinmezlerle dolu olan o pistte de yağmur tanrısı gösterisine devam eder. Böylesi çok daha keyifli oluyor…


Dikkat çekenler
Her zamanki gibi ön sıralar dışında dikkat çeken isimler yok değildi. Kubica sıralamalarda Ferrari’lerden hızlı olduğu ve çıkışta Webber’i geride bıraktığı için en çok dikkat çeken pilottu ama yarışı çok erken bitti.

Kobayashi dediğim gibi yaptığı ataklar ve cesaretinden dolayı dikkat çekti. Ancak takım arkadaşı Heidfeld’de sadece ikinci yarışından sıralamalarda onu geride bırakmayı başardı.

Sessiz sedasız son puanı hanesine yazdıran Buemi’de bir diğer göze çarpan pilottu.

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in F1, Japonya GP 2010. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s