>Apeks Noktası- ‘evo’ dergisi Ağustos 2010


>Teknolojinin gelişmesi bizi nasıl etkiliyor? Hayatımızı kolaylaştırıyor, hızlandırıyor, verimli hale getiriyor… Bunların hepsi doğru, peki otomobil dünyasında ne gibi farklılıklar yaratıyor? Ekonomi, güvenlik, performans, hafiflik, verimlilik, maliyetlerin azalması… Saymakla bitmez. Teknolojinin getirilerini görmezden gelemeyiz evet biliyorum ancak bir nokta, bir unsur var ki aklım bunu kabul etmek istemiyor: ‘Dijital performans’.



Son yıllarda teknolojinin erişilmez bir şekilde ilerlemesi nedeniyle ortaya çıkmış, otomobillerin performansına net bir şekilde katkıda bulunan, bir zamanların erişilmez denilen rakamlarını günlük kullanıma indirgeyen teknolojiler. Kötü bir şey mi? Kesinlikle hayır, sadece bu kadar yaygın bir şekilde kullanılmasına karşıyım ve otomobillerin performanslarının ‘dijital’ ve ‘analog performans’ olarak ayrılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bu ayrımın dijital çağda artık yapılması gerekiyor.

Nedeni basit; üzerinde çok düşünülmüş, mühendislik anlamında adeta sihirbazlık yapılmış, elektronik yazılımlardansa fizik kurallarını zorlayan fikirlerin biraz daha öne çıkması gerektiği, bunların otomobillerin diferansiyellerine, beyinlerine, şanzımanlarına yazılan yazılımlardan daha çok işin ‘ruhuna’ yakıştığını düşünmem.

Yanlış anlamayın, dijital performans modelleri de olsun, olmasın değil; sadece analog performansı unutmamalıyız demeye çalışıyorum. Bu iki performans tipi kendi aralarında karşılaştırılmalı. Yazılım odaklı performans, analog performans gibi bir ayırım yapılmalı.

Dergimizin geçen ayki sayısında McLaren F1’in 20. yaşı için olan kutlama haberlerini hazırlarken bu otomobilin elinde 14 yıl boyunca tutmuş olduğu ‘dünyanın en hızlı otomobili’ rekorunun nasıl bir çalışma sonucu elde edildiğinin detaylarını hepimiz gördük.

O zamanların en hızlı otomobili olan F1’de elektronik hiçbir şey yoktu, ne ABS, ne çekiş kontrol sistemi, ne stabilite kontrolü ne de akıllı dört tekerlekten çekiş… Bu otomobilin verilen performans değerlerine ulaşması için debriyajın kavramasını hissetmeli, motorun en güçlü olduğu noktayı bilmeli, oldukça efektif bir şekilde vites atmalı, kalkarken patinaja kalmamalı, gücü ve torku verimli kullanmalıydınız; kısacası bu değerler veriliyordu ama bunlara ulaşmak sizin elinizdeydi; yani sürücünün, otomobili kullanan kişinin… Burada sadece bir grup insanın tutkusu, bilgisi ve takıntı derecesindeki hassasiyeti vardı. Bu seviyedeki mühendisliğe ihtiyacımız var, bizlerden çok süper spor sınıfının var.

Geçtiğimiz günlerde Bugatti, seri üretim otomobiller için olan dünya hız rekorunu kırdı, hiç şaşırmadım çünkü beş yıl önce de kırmıştı. Bugatti Veyron Super Sport adı verilen yeni kral tam 432 km/s ortalama hıza ulaşmış, evet oldukça etkileyici bir değer ama McLaren kadar büyülü değil. Çünkü dijital performansta değerlere ulaşmak eskisine göre çok daha kolay hale geldi artık, kısa bir süre sonra bu rekor tekrar kırılacak, göreceksiniz.

Analog performans otomobilleri sürücüsünden daha fazla şey talep eden, onları zorlayan, performans değerlerine ulaşması güç olan otomobillerdir. Günümüzde Porsche 911 GT3 ve GT3 RS, Lamborghini Gallardo Superleggera gibi hafifletilmiş çeşitli süper sporların analog performans sınıfına dahil olduğunu görüyoruz. Bunlara İngilizlerin Lotus Elise, Exige, Caterham 7, TVR’ın Tuscan, Tamora, T350 gibi modellerini, Corvette, Chevrolet Camaro, Dodge Challenger gibi Amerikan otomobillerini dahil edebiliriz. Sadece süper spor olmalarına da gerek yok üstelik, Renault Megane R26R, Clio 200 Cup, Focus RS ya da Mazda MX5 gibi işine odaklanıp elektronikleri bir kenara bırakan her türlü otomobili bu sınıfta sayabiliriz.

Dijital performans ise günümüzde en iyi Ferrari modelleri tarafından temsil ediliyor: 430 Scuderia, 599 GTO, California teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlanırken, bir yandan da sürüş keyfini ve sürücülerini de unutmuyorlar. Peki hiçbir elektronik sistemin bulunmadığı, saf mekanik yol tutuş sunan bir Ferrari kullanmak istemez misiniz? O muhteşem Ferrari motor sesiyle aranızda sadece gaz pedalı olmasını? Direksiyonunun üzerinde düğmeler olmayan, sadece derisine, işçiliğine, hissine odaklandığınız bir direksiyon istemez misiniz?

Aynı şekilde Playstation jenerasyonu için Nissan GTR çok etkileyici bir otomobil olabilir ama saf sürüş anlamında o kadar da şok edici bir otomobil olduğunu düşünmüyorum.

Geçtiğimiz ay dijital performansın en güzel örneklerinden biri olan Porsche 911 Turbo ile küçük bir test yapma şansı yakaladım. Turbo, kalkış kontrol sistemi ve PDK şanzımanı sayesinde 3.5 saniyede 100 km/s’ye çıkan, bunu her seferinde tekrarlayabilme özelliğine sahip olan ve direksiyon başına geçen sürücüsünden daha yetenekli bir otomobil. Evet muhteşemdi kabul ediyorum, böyle bir performansı bu şekilde zahmetsizce elde edebilmek… Sadece ayağınızı frende tutuyorsunuz, gaza dibine kadar basıyorsunuz, ayağınızı frenden kaldırıyorsunuz ve 3.5 sn sonra 100 km/s’desiniz. Üstelik 911 Turbo bunu üstüste 1200 kere tekrarladıktan sonra bile herhangi bir mekanik sorunla karşılaşmamış.

İnanılmaz evet, peki bir de şunu düşünün: Bu performans için ter döküp, bir şeyleri keşfetmek, otomobil ile iletişim kurmak, otomobili, mühendisliği, kilit noktaları anlayıp bunların üzerine gitmek gerçek otomobilciler için daha iyi olmaz mı? 911 Turbo’dansa bir GT3 RS’in direksiyonuna geçip belli bir devirde otomobili kaldırmayı deneyip, vites kaçırmamaya odaklanıp, lastiklerin optimum sıcaklığına ulaşmasını bekleyip, atmosferik motorun keyfini çıkarmayı ve sürüş anlamında maksimum keyif almayı tercih ederim. Otomobillerin bir şeyler için beni zorlaması, bana karşı gelmeye çalışması daha çekici bir özellik. Ayrıca direksiyon başına geçen herkesin aynı dereceye ulaşamaması da kendimi daha özel hissetmemi sağlar.

Porsche her ikisini de kullanıcılara sunduğu için doğru bir yol izliyor: Teknolojinin getirilerini takip edip, işin özünü, yani sürüşü, sürücüyü unutmamak. Bence tüm ‘dijital performans’ otomobili üretenler bu yolu izleyip benim gibi eski kafalı kullanıcıları da düşünmeliler ve bu tip modellere de yer vermeliler. Bizler otomobilciyiz, yazılımcı değil…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in apeks noktası, evo dergisi. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s