>Apeks Noktası- ‘evo’ dergisi temmuz 2010


>G.T.O. Son günlerde aklımı meşgul eden, kurcalayan, bana rahatsızlık veren 3 harf. Neden mi?

Son zamanlarda birçok dergide, kaynakta Ferrari 599 GTO ile ilgili haberleri okuyorum. Hatta bu otomobil hakkında o kadar çok şey okudum ki sanki bir tane kullanmış gibi hissediyorum kendimi. Sanal bir yaşanmışlık, sanal bir gerçeklik içindeyim ama bu doğru değil ne yazık ki.

Bahsedilenler, söylenenler genelde muhteşem olduğu yönünde, buna şüphem yok. Sesi, şanzımanı, motoru, elektronik sistemleri, görünüşü (özellikle arkası) olağanüstü. Peki neden ben bu otomobile bakınca, daha doğru bu otomobil aklıma gelince durgunlaşıyorum, neden içimi bir burukluk kaplıyor? GTO ile alıp veremediğim ne olabilir? Bir yerlerde bir sorun var galiba…

Sanırım cevabını biliyorum ama bunun Ferrari ile bir ilgisi yok. Benim sorunum GTO ismiyle, daha doğrusu bu ismi taşıyan diğer bir otomobille ilgili. Evet, bir Amerikan otomobili fanatiği olarak Pontiac GTO’dan bahsediyorum. Artık aramızda olmayan Pontiac’ın, Muscle Car olarak bilinen konsepti yaratan, ismini yine Ferrari’nin 250 GTO’sundan almış ve hayatına başka bir modelin (LeMans’ın) performans paketi olarak başlayan gerçek bir efsane olan GTO’sundan…

Yıl 1964, ortada henüz Ford Mustang falan yok. Genç nüfus V8 kullanmak istiyor ama ortada ucuz bir model yok. Pontiac dahiyane bir fikirle ‘alınabilir, karizmatik ve sokaktaki her otomobili geçecek güçte bir otomobil’ düşüncesiyle GTO’yu, LeMans modelinin bir opsiyonu olarak satmaya başlıyor. Ocak ayında alınan ilk siparişler, yıl sonunda 32.000 adetlere ulaşırken Pontiac arkasına yaslanıp başarısını izliyor. 4 farlı, 389 cid (TriPower opsiyon) motorlu, yerden 3 ileri manuel vitesli (otomatik opsiyon), çift egzozlu model o kadar beğeniliyor (LeMans modeline sadece 300 dolar ekleyerek alabiliyordunuz) ki 1966’da başlı başına bir model olarak satılmaya başlıyor ve ilerleyen yıllarda Muscle Car savaşlarının baş rol oyuncularından biri haline geliyor. The Judge, Ramair, 400, Hurst derken GTO alıyor başını gidiyor, hem satışlarda hem yarışlarda…

Başarı hikâyesini burada anlatacak kadar yerim yok ama GM’in başarısızlık hikâyesine değinmek istiyorum. Bugün, burada Ferrari 599 GTO’nun ne kadar başarılı bir otomobil olduğunu tekrar tekrar okurken, İtalyan markanın tarihindeki üçüncü GTO modelinin ileride efsane olacağı yorumlarına kızgınlıkla bakıyorum. Neden GM, Ferrari’nin yaptığını yapamıyor? Neden 40 sene sonra (2004’te) tekrar üretmeye başladığı bir modelin devamını getiremiyor? Bırakın GTO’yu, GM neden 100 yıllık geçmişi olan Pontiac’ı kapatma kararı alıyor?

Ekonomik kriz, emisyon kuralları falan hepsi bir kenara, bence bunun nedeni Pontiac’ın ABD’de çok satılan SUV modellerini üretmeyi reddetmesi ve tabii ki orijinal GTO’nun ortaya çıkmasını sağlayan ilerici görüş eksikliği. Marka imajını zedelememek adına kapanma riskini almak çok onurlu bir davranış olsa da yine de böyle köklü bir geçmişin aynı şekilde köklü bir geleceği olmasını beklerdim. Markanın internet sitesini açtığınızda ‘it’s been an incredible ride…thanks for being there…’ yazısıyla her karşılaştığımda ‘yazıklar olsun’ demek geliyor içimden.

Nerede o GTO’nun ruhu, nerede o yenilikçi fikirler, nerede o Trans Am’in inanılmaz tasarımları, nerede o Ramair’ler? Nerede Pontiac, nerede Oldsmobile (unutmamak gerek) soruyorum size? Kim bunun sorumlusu?

Bu kadar güzel retro Amerikan otomobillerin piyasaya çıktığı dönemlerde bir Pontiac GTO’da bizlerle olsa kötü mü olurdu? Üste üste farları, kaputunun üzerindeki hava girişleriyle bize baksa, ayrı tasarlanmış ızgarasıyla ‘gel beni al’ dese fena mı olurdu?

Ferrari 599 GTO bir başarının, bir efsanenin, bir geleceğin hikâyesidir. Geçmişe olan bağımlılığın, saygının ifadesi, Ferrari için bir mihenk taşıdır. GTO’nun böyle anılması gerekir, böyle yaşatılması gerekir. GTO ismi bunu gerektirir, buna ihtiyaç duyar.

Bizler daha çok GTO istiyoruz, bizler başka GTO’lar istiyoruz, bizler Pontiac istiyoruz… Otomobil severler olarak retroyu, geçmişi seviyoruz, GTO’ya tapıyoruz. Markaların kapanmasına değil, yeniden yapılanmasına ihtiyacımız var.

Pontiac tarih oldu, raflara kaldırıldı, tozlanmaya terk edildi. Bu marka artık bir başarısızlık sembolü olarak görülecek ve ürettiği efsane modellerdense nasıl iflas ettiğiyle konuşulacak ve hatırlanacak. İşte buna kızıyorum ben de tam olarak, bu yanılgıya, bu yanlış yönetime çıldırıyorum.

Bu arada GTO’da yeniden yaşatılacağına tarihten yavaş yavaş silinip gidiyor, unutuluyor, zamanla yok oluyor. G.T.O. Yani: Giderek Tarih Oluyorsun… Yazık, çok yazık…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in apeks noktası, evo dergisi, Pontiac GTO. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s