>İngiltere GP 2010


>

İkinci pilot tartışmaları, puansız Ferrari ve hatalı Red Bull…

Silverstone’un yapısı gereği, fazlasıyla aerodinamik ve mekanik yol tutuş gerektirdiğinden dolayı Red Bull’a uygun olacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yoktu. Bu pist ilk sektördeki oldukça hızlı yön değişikliklerinden dolayı otomobilin stabilitesini, dengesini fazlasıyla sorgulayan, değişen rüzgâr yönünden dolayı aerodinamik verimliliğini en sert anlamda test eden bir yapıda. Yani şunu diyebiliriz: Aerodinamiğiniz ne kadar iyiyse Silverstone’da o kadar iyisinizdir. Bunları gözönüne alarak herkes yarışın Red Bull ve McLaren arasında geçeceğini bekliyor, Cuma günü ilk antrenmanlarında elde edilen dereceler bunu gösteriyordu. Red Bull birinci, McLaren ise Hamilton ile ikinci sıradaydı.

İkinci antrenman turlarında da ilk sırayı alan takım yine Red Bull, bu defa Mark Webber’di. Vettel üçüncü olurken Ferrari’ler ikinci (Alonso) ve dördüncü sıradaydı. Bu Ferrari için önemliydi çünkü ilk antrenmanlarda F-duct sistemini Alonso’nun otomobiline yerleştirmişlerken, ikinci antrenmanlarda bu sistemden Massa yararlandı. Ancak her iki durumda da önde olan isim Fernando Alonso’ydu.

McLaren’lar ise ilk antrenmanlarda formda gözükse de ‘blown diffuser’ (egzoz gazıyla çalışan difüzör) konseptini otomobile adapte edemeyip, verim alamadıklarından dolayı ikinci ve üçüncü antrenmanlarda çok gerilerde gözüktüler. Bu, bazı takımlar tarafından ‘performanslarını saklıyorlar’ gibi yorumlansa da işler göründüğü gibi basit değildi. Woking cephesinde panik hakimdi, çünkü difüzörü otomobilden çıkardıklarında bile eskisi gibi performans alamadıklarını gördüler. Kısacası McLaren iyi çalışan bir otomobilin arka tasarımında bir konsept denemiş, olmadığını görüp geri adım attığında eski performansını alamamıştı. Otomobil hızlı virajlarda yeteri kadar hızlı değildi ve ani yön değişikiliklerinden etkilenmeye başlamıştı. Bu durum iki şampiyon pilotun bile üstesinden gelemeyeceği kadar vahim bir hale geliyor gibiydi.

Üçüncü antrenmanlarda Red Bull’lar ilk iki sırayı alırken 1:31’in altına inen tek takım oldular. Üçüncü ise Alonso’ydu. Bu antrenmalarda yaşanan ilginç bir olaysa tüm haftasonuna damgasını vurdu: Vettel’in otomobilin bulunan ve yeni tasarlanan kanat kırılmıştı, Alman pilot pite geldi ve kanadı Webber’in otomobilinden alınan yeni tasarımlı kanatla değiştirildi ve Avustralya’lı pilot haftasonuna eski kanatla devam etti. Bu şu anlama geliyordu: Sen birinci pilotumuzsun ve ne olursa olsun yeni kanadı sen kullanacaksın. Webber ise olaya çok bozulmuş, sıralamalarda ikinci sırayı almasının nedenini bu olaya bağlamıştı.

McLaren’larsa yedi ve ondördüncü sırayı almışken, Button oldukça endişeliydi çünkü otomobil ciddi anlamda arkadan kayma yaşıyordu. Sıralama turlarında ikinci bölümüne gelindiğinde yumuşak lastiği seçmiş olmasına rağmen istediğini elde edemedi ve ondördüncü sırada kalarak hayal kırıklığı yaşattı. Görünen o ki ‘kullanılamaz’ haldeki McLaren’da gerçekten büyük sorunlar vardı. Lewis ise dördüncü olabilmişti.

Yapacak bir şey yoktu, Ferrari ve Red Bull’ların hata yapmasını bekleyecekler, en iyisini ortaya koyacaklardı. Button yumuşak lastikle (opsiyon) yarışa başlayacak, sürüş tarzının uymasından yararlanarak, öndekilerden biraz daha sonra pite girmelerinden yararlanıp bu esnada hızlı turlar atarak geç pitstop taktiği uygulayacaktı. Ferrari hızlanmış görünüyor, hemen arkalarındaki Mercedes GP’de rekabetçi duruyordu. McLaren ile Red Bull ile arasındaki 0.9 sn’lik fark endişe vericiydi.

Bu arada Vettel’in pol pozisyonu turuna parantez açmak istiyorum. Görünen büyük bir hatası yoktu, otomobil geç girdiği apekslerde önden, erken gaz verdiği virajlarda da arkadan kaymıyordu. Bu tur herkesin gözünü korkutmuş, Vettel’in yarışı domine edeceğine kesin gözüyle bakılmasını sağlamıştı. Ama yarışta ne olacağı belli olmazdı.

Bu arada otomobilinden memnun olan Alonso üçüncü sırada start alıyor, takım arkadaşına sıralama turlarında 0.7 saniye fark atıyordu. Ferrari için bir fırsattı bu, üstelik Alonso temiz taraftan kalkıyordu, yani kalkışta iyi bir çekiş yakalayıp, kendinden çok daha hızlı olan Webber’in önüne geçebilirse bir ihtimal podyumun ikinci basamağında yer alabilirdi. Tabii İspanyol pilotun ve hepimizin bu düşünceleri startla birlikte yok oldu, çünkü Alonso kendinden beklenmeyecek kadar kötü bir kalkış yapmıştı. Fazlasıyla patinaja kalmış, Hamilton, Kubica, Rosberg’e geçildiği yetmiyormuş gibi Massa’yla olan temasın takım arkadaşının lastiğinin patlamasına neden olarak Brezilya’lı pilotun da 23’üncü sıraya düşmesine neden olmuştu.

Ancak startın kaybedeni Massa ya da Alonso değildi, Vettel’de beklendiği gibi kalkış yapamamış, önce Webber’e geçilmiş ardından Hamilton ile yanyana giderken gerçekleşen temas sonucu lastiğini patlatarak pist dışına çıkmıştı. Alman pilot pite geldi, toplam pitte kaldığı zaman 22.909 saniyeydi. Massa ise 26.843 saniye pitte geçirmişti. Red Bull pilotu son sırada döndü, bu noktadan sonra bizleri keyifli bir yarış, Vettel’i ise zor bir sınav bekliyordu. Puan alması için mutlaka hızlı bir şekilde yükselmesi gerekiyordu. Sert lastiklere geçiş yapmıştı, bu da 51 tur aynı lastikle döneceği anlamına geliyordu. Güvenlik aracı gibi bir etken olmazsa Red Bull pilotunun puan alması bile zor görünüyordu. Ama güvenlik aracı olacaktı…

Kubica iyi bir start alarak üçüncü sıraya kadar yükselmişti. Polonyalı bu esnada bir Mercedes, Bir Ferrari ve bir Red Bull’u geçmişti. Etkleyiciydi.

Sıralamalarda ilk ona kalan pilotların erken pit stop yapacağı tahmin ediliyordu, asıl soru işareti daha geriden kalkanların, yani sert lastikle yarışa başlayanların hangi turda pite gelecekleriydi. Bu önemliydi çünkü bu isimler kalabildikleri kadar pistte kalıp ilk onun arasında yer bulma mücadelesi içindeydiler.

Ondördüncü sırada start alan Jenson Button ise beklentilerin dışında sert yerine yumuşak lastiklerle başlamayı tercih etmişti. Bu mantıklıydı çünkü yarışın başında ön grubun hızına ayak uydurabilirse, onlara göre biraz daha uzun süre tur atıp yumuşak lastiğin yol tutuşuyla biraz avantaj yakalayabilirdi. Sertlerle başlayıp risk almak gereksizdi, yarışın başında öndekilerin yol tutuşuyla açacakları fark bir daha kapanmayabilirdi. Önemli olan pite gireceği turdu, bu gecikirse tüm avantajı yok olabilirdi. Yine doğru bir strateji geliştirmişti şampiyon pilot ve bunun meyvelerini aldığı sonuçla yedi.

İlk on pilottan pite giren ilk isim 11. turda Schumacher oldu. Yumuşak lastikler beklendiği gibi hızlı bir şekilde yol tutuş kaybetmiş, herhangi bir süprize şans vermemişti. Ardından Alonso, Barrichello, Kobayashi üçlüsü bir tur sonra pite yöneldiler. Alonso’nun pitte geçirdiği süre 19.616 saniyeydi, onları 13. turda Kubica (18.970 sn), 15. turdaysa Rosberg (19.643 sn) izledi. Nico Rosberg pitler esnasında bir sıra kazanmış ve Renault pilotu Kubica’yı geride bırakmıştı. Evet pit esnasında Renault’nun daha hızlı olduğunu görüyoruz, buradaki fark Rosberg’in attığı iki hızlı turdan kaynaklanıyor. Mercedes lastiklerine daha nazik davranıp, iki tur daha yol tutuş yakalamayı başarmıştı. 16. turda Hamilton (19.926), bir tur sonraysa Webber (19.164) pite geldiler. Red Bull pist üzerinde olduğu gibi pitte de McLaren’i geride bırakmıştı.

Alonso pitten Kubica’nın arkasında çıkmıştı ama bir tur sonra Renault pilotunu geçmeyi başardı. Renault’da sorun vardı ve Kubica 19. turda şaft sorunuyla yarış dışı kalmaya doğru gidiyordu. Alonso rakibini sıkıştırdı ve dışarıda kalarak, virajı keserek, kendine avantaj yakalayarak geride bıraktı. Bu esnada virajı keserek öne geçtiği için yerini rakibine bıraksaydı sorun olmayacaktı. Ama kurallar açıktı: Kendine avantaj sağlayarak virajı kesiyorsan pitten geçme cezası alacaksın. Bunu daha önce çok görmüştük, 2008’de Belçika’da Hamilton’ın galibiyeti aynı nedenden dolayı elinden alınmıştı. İspanyol pilota gelecek ceza yoldaydı.

Bu sırada Button üçüncü sıraya kadar tırmanmıştı. Pitlerden sonra 19. turda sıralama Webber, Hamilton, Button (pite girmedi), Hulkenberg (pite girmedi), Alguersuari (pite girmedi), Rosberg, Alonso, Kubica, Barrichello, Kobayashi şeklindeydi.

Button 20. turda artık bitmeye yakın yumuşak lastikleriyle, önündeki sert lastiklere geçiş yapmış takım arkadaşına göre 1 saniye yavaş turlar atmaya başlamıştı. Artık pite girmesi gerekiyordu, avantajı yavaş yavaş elinden gitmeye başlamıştı. İşte tam bu anda McLaren kendisini pite çağırdı ve 22. turda şampiyonu pite aldılar. Oldukça iyi bir zamanlamaydı, Button 20.435 saniye pitte kalarak 6. sırada yarışa döndü. Taktik çok iyi işliyordu.

26. turda Alonso’ya beklenen ceza geldi. Ancak İspanyol şampiyon bugün şansızdı, çünkü 29. turda güvenlik aracının parçalardan dolayı piste girmesi Ferrari pilotunun cezasını givenlik aracı periyodundan sonra çekeceği anlamına geliyordu. Yani tüm otomobillere geçilmiş olacaktı. Güvenlik aracı Sebastian Vettel’in çok işine yaramış, önündeki otomobillerle arası kapanmıştı. O anda 14. sıradaydı.

Bu aynı zamanda liderle ikinci sıradaki Hamilton’un da arasının kapanması anlamına geliyordu. İngiliz için kendi evinde ikinci galibiyet fırsatı karşına çıkmıştı ama bunu elde edemeyeceğini anlaması uzun sürmedi. Güvenlik aracının pistten çıkmasıyla Webber daha ilk turda 1.5 saniye fark açarak Hamilton’ın rüyasının kısa sürmesine neden oldu. Sonraki turlardaysa tur başına 0.8 saniye farkla yarışı götürüyordu.

Aynı şekilde Button’da önündeki Rosberg’e yetişmiş, muhtemel bir podyum şansı yakalamıştı. Bu dört pilot arasındaki mücadele herkesin ilgisini çekerken, güvenlik aracından sonra yarışa damgasını vuran isim Vettel oldu. Güvenlik aracından sonra, önce Beumi’yi, Massa’yı, ardından Alguersuari’yi geride bıraktı. 37. turda Renault pilotu Petrov’a atak yaparak puan barajına girdi, 39. turda sırada Hulkenberg vardı. Williams pilotunu çok zorlanmadan geride bırakırken 9.’luğa çıkıyordu. Red Bull olağanüstü hızlıydı, Vettel kendinden beklenmeyen bir şekilde hırslı ve yer mücadelesi veren bir pilot görüntüsü çiziyordu. Bu Alman pilotun repertuarının dışında birşeydi, otoriteler onu garantici, geçiş yapmayı sevmeyen bir isim olarak biliyorlar. Ama bu çok iyiydi, bu muhteşemdi, bir pilotun sürüşüne kendi tarzı dışında birşeyler katması anlamında, Vettel cephesinde çok da göremediğimiz bir periyottu.

41. turda vatandaşı Schumacher’i geride bırakırken birçok kişinin aklına ‘yeni Schumacher, eskisini geçti’ açıklamaları geldi. Önünde Force India pilotu Adrian Sutil vardı. Eğer Sutil’i çok vakit kaybetmeden geçerse Kobayashi ve Barrichello’yu da rahatça geride bırakabilir, beşinci bile olabilirdi. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, Sutil çetin ceviz çıktı. Mercedes motorunun gücü, Sutil’in savunma yapma becerisiyle birleşince bunun üstesinden Red Bull bile gelmekte zorlandı. Bu da muhteşemdi, kendinden çok daha güçlü bir otomobile 14 tur boyunca savunma yapan Sutil de yarışın en başarılı isimlerindendi bana göre.

Tabii herşey son turda Vettel’in lehine döndü, sonunda Sutil’i geçti ama önündekilere yetişme şansı kalmamıştı. Evet, Vettel’in Silverstone’dan elde ettiği buydu işte, sonuncu sıradan yedincilikte finiş görme. Fena sayılmazdı, daha iyi de olabilirdi ama zararın neresinden dönse kârdı.

İngiltere GP’sinde dikkat çeken isimler arasında sekizinci sıradan yarışa başlayıp, beşinci olan Williams pilotu Barrichello, onikinci başlayıp hatasız, güzel bir sürüş çıkartan Sauber pilotu Kamui Kobayashi ve geride kalacağı düşünülse de podyumun son basamağına çıkan Mercedes GP pilot Rosberg vardı. Alman pilot güvenlik aracından sonra Button’a geçilmeyerek iyi bir iş çıkardı bana kalırsa, tabii Jenson’ın da gereksiz risklere girmemesi buna biraz yardım etti.

İngiltere GP’si, Silverstone pisti Red Bull’a çok uyan bir pistti; hızlı, stabiliteyi sorgulayan, aerodinaminin öne çıktığı. Burada da yaptıkları hatalardan dolayı önemli puanlardan oldular. Sezonun ilerleyen bölümlerinde bunları çok arayacaklar, İngiltere’den en kârlı dönen takım yine McLaren olurken, Ferrari bu sezon ilk defa bir yarıştan puansız ayrıldı. Ama bunun nedeni yavaş değil, şanssız olmalarıydı.

‘İkinci pilot için fena değil, ne dersiniz?’ demişti Webber yarıştan sonra telsizinde. Fena değil, muhteşem bir performanstı. İkinci pilot mu demişti? Bence herkesin tekrar düşünmesi gerekiyor…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in İngiltere GP 2010. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s