>16- 04- 2010 WRC Türkiye Rallisi 1. gün


>

Son Türkiye Rallisi’ne gidemediğim için buna mutlaka gitmem gerekiyordu, ayrıca 2.0 lt’lik WRC’leri de son kez göreceğimiz için bu şarttı. Üstelik elimizde basın kartlarımız da vardı. Geriye bir tek efsane WRC yoldaşım Alişan Özkan’ı kandırmak kalmıştı. Neyse o da çok zor olmadı zaten, Alişan da dünden razıydı gitmeye.

Tabii hangi otomobille gideceğimiz bir sorun olmaya başlamıştı çünkü WRC’ye kendi otomobilinizle gitmek gerçekten ekonomik anlamda zorlayıcı olabiliyor. Bundan dolayı mutlaka bir araç ayarlamak gerekiyordu, neyse ki Dacia sağolsun bir Sandero ayarladı bize.

Evet, otomobilimiz öyle çok göze çarpan bir şey değildi ama ilginçti. Bunu daha sonra anlatacağım. Alişan’la oturup uzun konuşmalardan sonra etap programımız belli olmuştu: İlk gün rallinin henüz ilk etabıyla açılışı yapıp, ardından dördüncü özel etap olan Hallı’ya gidecek, arından yemek molasından sonra öğleden sonra koşulacak dört etaptan Bozgoca’yı izleyip Hallı 2’nin startına gidecektik. Akşam da Kadıköy’deki özel seyirci etabı bunlara tuz biber olacaktı.

Sabahın erken saatlerinde Alişan’ı almaya giderken ikimizde çok keyifliydik, Kemer’deki günlerimize (nasıl keyifliydi anlatamam) geri dönmüştük. Üstelik Alişan’ın salam ve kaşarla birlikte gelip, sabah sabah taze ekmek için fırın aramamız tam Kemer havasına girmemizi sağlamıştı. İkimizin geleneksek WRC kültüründe biri otomobili kullanırken yanındaki co-pilotun sandviçleri yapması vardır. Bu genelde ben olurum çünkü Alişan muhteşem fotoğrafik hafızasıyla bir şekilde etapları şıp diye bulur (bunu nasıl yapar hiiiç anlamam!).



Her neyse yine aynen bu şekilde oldu. Alişan direksiyonda bense ekmeklerden sorumlu devlet bakanı rolünde! Depomuzu da doldurduktan sonra başladık SS1’e doğru yollanmaya. Sabah 9’da başlayacak bu etabı izlemek tüm ekipler start alacağı için önemliydi, dolayısıyla görmediğimiz kimse kalmayacaktı.

Seyirci noktası oldukça güzel bir yeri görüyordu: Uzun bir düzlük, düzlüğün ortasında hafif bir atlama noktası, ardından sert bir sol, hemen ardından sağ tepe üstü…



9’u biraz geçe ilk otomobilin sesini duymaya başladık. Loeb geliyordu, tam önümüzdeki atlama noktasına kadar tam gaz geldi, ayağını hiç kaldırmadı ve C4’ü sol arka lastiğinin üzerine konarken biz de zevkten dört köşe olmuştuk. Oldukça hızlı ve temiz görünüyordu. Ardından sırasıyla Latvala, Hirvonen, Latvala, Solberg, Ogier, Sordo gelirken onları H. Solberg, Wilson, Villagra, Raikkonen ve Block izliyordu. Ogier’de önümüzdeki noktada diğer bir hızlı isimken uçuşu muhteşemdi, Hirvonen’in hafif kayarak gelmesi güzel bir görüntü veriyordu. Raikkonen ise temkinli ve yavaş geçişiyle henüz alışmadığı izlenimi vermişti. Finli gözle görülür şekilde yavaştı diğerlerine göre.

Hemen ‘livetiming’den öğrendiğimize göre etabı Solberg kazanmış, Latvala sadece 0.1 saniye farkla ikinci olmuş, Loeb liderden 0.5 saniye farkla üçüncülüğü alırken, Sordo, Hirvonen ve Ogier de onları izlemişti.

Hemen ardından Sandero’ya atlayıp, sıradaki etaba doğru yola çıktık. Burada biraz Sandero’dan bahsetsem iyi olacak sanırım. Bir defa önyargılı olmamak gerek otomobil hakkında. Evet plastikleri, işçiliği bildiğiniz Dacia gibi, yani söz etmeye bile gerek görmüyorum, ama kabin genişliği, süspansiyonu (özellikle dikkat çekmek gerek) konularında şaşırttı bizi. Süspansiyon etaplara giden kötü yollarda o kadar güzel çalışıyordu ki, bir çok küçük sınıf ve daha pahalı otomobilden daha iyiydi. Bir kere kesinlikle çukurları hissetmiyorduk, zemin bozukluklarındansa biraz olsun etkilensekte otomobilin stabilitesi bozulmuyordu hiç. Direksiyon da tepki olarak Sandero’dan beklediğimizden daha iyiydi. Evet, motor biraz güçsüz kalıyordu (1.6 lt 90 bg) ama biraz devir çevirince o sorun da ortadan kalkıyordu.

Ancak en büyük sorununu Darlık etabı bitince gördük. Olayı şöyle anlatayım:

Şimdi Darlık’tan çıktık Sandero’nun yanına geldik Alişan yine direksiyona geçti, anahtarı yerine taktı veeeee! Hiçbi şey olmadı!

“Nası yani?”

“Ne nası yani?”

“Olm araba çalışmıyo”

“Olm nası çalışmaz?” İkimizin de aklına gelmiyo tabi, akünün bitmiş olabileceği…

“Ah olm farları açık unutmuşum! Naapcaz?”

“Yapcak bişey yok, vurdurcaz!”

Alişan yolda gelirken farlarını açmış ve inerken söndürmeyi unutmuş. E bunu herkes yapabilir, sorun bu değil, sorun Sandero’da bunun için bir uyarının bulunmayışı. Halbuki anaktarı üzerinde unutunca uyarmayı biliyor sayın Dacia Sandero!

Her neyse iniyorum arabadan, bulunduğumuz yer bir seyirci noktası olduğu için bir çok seyirci var burada.

Orada duranlara rica ediyorum:

“Ya bi el atsanız da itsek birlikte?”

“Ok, ok” diyor muhattap olduğum şahıs ve ardından anlamadığım bişeyler söylüyor arkadaşlarına. Konuştukları dile bakılırsa Bulgar’lara rastladık burada. Zaten bir çok Bulgar var ralliyi izlemeye gelen. Neyse sağolsun Bulgar’lar hızlıca itiyolar arabayı da gitmeye başlıyoruz.

Neyse yolda sorun olmuyor da Hallı etabına sağ salim varıyoruz. Seyirci noktası yine çok güzel bir yerde konumlanmış. Oldukça uzun bir yerden otomobillerin gelişini görüyoruz. Yokuş aşağı atlamalı, zıplamalı gelip, iki yolun birleştiği noktadan, yani tam önümüzden atlayarak geçiyor otomobiller. Atlama noktası biraz ‘trick’ bi yer, hızlı gelinirse fezaya kadar gidebilirsiniz. Nitekim birazdan göreceğiz bunun bir örneğini.



Bu atlamayı Petter Solberg’in yol notundan aktarayım size:
“Opens of a crest, 150, double caution, keep middle of a big jump, 40, crest…”



Uzaktaki atlamadan Loeb geliyor hızla, ardından hemen sağ viraja hafif kayarak giriyor ve uzun tepe üstünü tırmanmaya başlayıp, atlama noktasından önce fren yaparak, atlayışı çok abartmadan önümüzden geçiyor. Geçtikten sonra da yaklaşık bir 20- 30 saniye kadar otomobillerin önümüzdeki tepeye tırmanmalarını izleyebiliyoruz.




Latvala oldukça etkileyici geliyor uzaktan, Focus lastiklerini kesiyor, hemen hızla sağ virajı spekteküler bir şekilde alıp önümüzdeki atlamaya çok da gaz kesmeden geliyor: Oldukça güzel bir görüntü vererek hızla uzaklaşıyor.

Otomobiller bir bir geçerken WRC’ler bitiyor, biz de diğerlerini izlemeye koyuluyoruz. Burcu Çetinkaya’da oldukça sert bir inişle seyircilere keyif verirken, birazdan bir dünya rekorunu göreceğimizi kimse bilmiyor. Ukraynalı pilot Aleksandr Saluk kırmızı Evo’suyla ileride beliriyor. ‘Mentos’ branding’iyle oldukça güzel görünen bir otomobil bu. Hızla sol virajı dönüyor ve atlamaya doğru yaklaşıyor. Herkes ne zaman gaz keseceğini beklerken Ukraynalı bayağı gözü kara çıkıyor ve hiç gaz kesmeden atlıyor. Ama ne atlayış! Hayatımda böyle bir şey görmedim! Kimse görmedi, WRC’nin kendisi bile dahil!!! Otomobilin çıktığı yüksekliği anlatamam sizlere! Karşı tepede duran seyircileri otomobilin altından görüyorum öyle söyleyeyim! Otomobil havalanınca sanki zaman duruyor bir anda, böyle sanki filmlerdeki gibi herşey ağır çekim oluyor… Seyircilerin sesi kesiliyor, herkes ağzı açık olup biteni anlamaya çalışıyor.

Evo ‘Mentos’ havada uçuyor, uçuyor, uçuyor ve sol ön lastiğinin üzerine çok sert bir iniş yapıyor. Tam yere çarptığında bir gürültü yükseliyor seyircilerden. Devam ediyor yoluna, asıl şaşırtıcı olan bu… Ama çok değil, sol ön lastik kopuyor yerinden ve fırlayıp etabın içinde başlıyor yokuş aşağı inmeye. Hakemler, seyirciler herkes lastiğin peşinde. Mentos’un biraz ileride kaldı haberi geliyor. Az sonra lastik geliyor seyircilerin olduğu yere. Jant kopmuş, orta noktası yok! Bildiğiniz jantın göbek kısmı yok olmuş. Bu olay herkes tarafından tartışılırken etap iptal oluyor ama nedeni bu değil, yanan bir otomobilmiş.

Yemek molası. Gözleme yemeyi tercih ediyoruz: Patatesli, hmmm nefismiş tadı!

Hedefimiz 15.11’de start alan Bozgoca etabı. Burada yol üst kotta kalıyor, etapsa bayağı aşağıda, yani yukarıdan bakıyoruz etaba. Koltuklarımıza oturup krallar gibi izleme düşüncesindeyiz. Ben büyük bir taşın üzerine konumlanıyorum, Alişan da rahat bir yer buluyor kendine. Burası bir sağ- sol virajın arkasından uzun bir sol viraj ve viraj içindeki su geçişiyle oldukça keyifli olacağa benziyor. Nitekim uzun sol viraja hızla giren otomobiller suya girdikten sonra bayağı kayıyorlar, özellikle de Loeb ve Sordo bir hayli dışarı açılıyor. Ford’larsa biraz daha temkinli. Bu etabı Sordo kazanırken, ikinci Solberg, üçüncüyse Ogier oluyor. Genel klasmandaysa Ogier lider.



Hemen ayrılıyoruz etaptan ve sekizinci özel etap Hallı’nın startına doğru hızla yola çıkıyoruz. İki etap birbirine bayağı yakın olduğu için ara yolda Loeb’ün otomobilini kenara çekmiş olduğunu görüyoruz. Sandero hemen sağa yanaşıyor ve damlıyoruz dışarı doğru. Loeb rahat görünüyor, C4’ünün camlarını temizliyor. Elena ise kendini çayıra bırakmış, bir sigara tüttürürken etrafı seyrediyor. Biz de fırsattan istifade edip biraz sohbet ediyoruz kendileriyle, fotoğraf çekiyoruz. Derken Ogier beliriyor, o da aynı yerde kenara çekiyor ve iniyor otomobilinden. Hemen ilişiyoruz yanına.



O da otomobilinin lastiklerini inceleyip, camlarını temizliyor. Biraz daha endişeli görünüyor. Belki de C4’de bir sorun olabileceğini düşünüyor.

Co- pilotu Ingrassia’ya soruyorum:

“Nasıl gidiyor, lidersiniz, otomobil nasıl?”

“Otomobil çok iyi” diyor. “Bugün start aldığımız yerden dolayı oldukça hızlıyız ama yarın bu konumda olamayacağız”

“Yolu süpürmek çok fark ediyor mu?”

“Evet, bayağı fark ediyor, lastiğin yol tutuşu çok farklılaşıyor. Kazanmak için bugün fark açmalıyız ama henüz yaratamadık bu farkı” diyor.

Seb ise sürüşünden memnun:

“Evet hızımdan memnunum. Otomobilde de sorun yok.”

“Bu ralliyi kazanacak mısın?”

“Bunu çok istiyorum ama zor görünüyor, yarın Loeb arkalardan kalkacak ve hızlı olacak. Onu geçmek zor, yarını lider bitiremeyiz” diye cevap veriyor. Sempatik tavırları ve konuşma isteğiyle olumlu bir izlenim bırakıyor bende.

Wilson da aynı yere çekiyor Focus’unu ama otomobilde bir hasar var. İkili inip lastik değiştiriyorlar ve Matt biraz sinirli görünüyor.

“N’oldu Matt, otomobilde sorun var?” diyorum

“Evet, bir yere çarptık sanırım bir yamaca inip çıktığımızda oldu. Sağ ön lastik biraz içeri girdi, bakalım yapmaya çalışıyoruz.”


Hummalı bir çalışma sonucu ikili devam edebiliyor yarışa.

Biz de hemen ilerideki start noktasındaki yerimizi alıyoruz. WRC’lerin startını izlemek muhteşem. Biraz kalıp yola çıkıyoruz. İstikametimiz Kadıköy’deki seyirci spesyali.

Bu etap pek keyifli değil. Parkur çok dar, etraf çok kalabalık, zemin asfalt. İkimizde pek keyif almıyoruz buradan ve erken kaçıyoruz.

Eh verimli bir ilk gün oldu, dört etap, bir start ve bir de etap arası pilot sohbeti. İlk gün için fena değildik. Hee, bir de dünya rekoru gördük: Öğrendiğimize göre kırmızı Evo Mentos’un ulaştığı 4.5 metrelik yükseklik dünya rekoruymuş…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in Dacia Sandero, Türkiye rallisi, WRC. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s