>01- 04- 2010 Fiat 500


>

Kullanılan otomobil: Fiat 500 1.4

Bu küçük Fiat’ı seviyorum. Herşeyden önce çok sevimli bir otomobil, bana nedense küçük köpek yavrularını hatırlatıyor: Kulakları uzun, burnu büyük köpek yavrularını. Kişiselleştirme özelliğini, hissettirdiklerini, düşündürdüklerini, tasarımını, retro oluşunu seviyorum.

Kullandığım 500’le olan hikayemiz ilginç oldu. Çünkü aslında Evo dergisi için aldığım ve Pazartesi günü geri vereceğim bir otomobildi ama çekimler uzun sürünce otomobili bırakma işi Salı gününe kaldı. Bahadır’la birlikte bıraktığımızda, Cuma günü tekrar gelip aynı otomobili alacağımı bilmiyordum. Ama CAR dergisinin bir çekimi için yine 500 lazım olmuş; bizim siyah renkli, beyaz çizgili 500’e düşmüştü görev. Eh onu alma görevi de bendenize!

Neyse canım, en azından haftasonu bende kaldı da doya doya kullandım. Herşeyden önce çok tarz bir otomobil olduğunu söylemek gerek. Kullanıcısını özel hissettiriyor, ışıklarda dururken insanların gülümseyerek size baktığını hisssediyorsunuz. Hatta durup laf atanlar bile oluyor, eh bu da haliyle keyiflenmenizi sağlıyor. Aslında 2008 yılında fuarda ilk kez gösterildiğinde bir tane almaya karar vermiş, oturup satın almak için yetkililerle görüşmüştüm. Ama malum, rahat duramadığım için birçok ekstra donanımla otomobilimin fiyatını neredeyse Ford Mondeo seviyesine çıkarttığım için 500 alma hayalim bir anda yok olmuştu.

Yuvarlak tasarım özellikleri kesinlikle çok şirin; yuvarlak ön farlar, yuvarlak göstergeler, yuvarlak hoparlör yuvaları, yuvarlak kafalıklar… Her yerde bu forma rastlıyorsunuz. Açık söylemek gerekirse kabin dar, hayır sürücü koltuğunda bir sorun yok ama arka taraf bayağı dar, bagaj da yok denecek kadar az, pandizotsa hayatımda gördüğüm en küçük örnek.

Sürücü koltuğunun yükseklik ayarı bir tuhaf, aşağı indirdiğinizde sadece minder kısmı iniyor ve sanki yokuşta oturuyor gibi hissediyorsunuz. Sürüş pozisyonu biraz yüksek ama görüş oldukça iyi. Vites kolunun yeri çok ergonomik, bunun için Panda modeline teşekkür etmek gerek.

Sürüş ise keyifli ama kesinlikle sallantılı. Süspansiyonlar oldukça sert, vites geçişleri net ve sorunsuz ancak bitmek bilmeyen sallantı konforu olumsuz etkiliyor. Bu, sanki süspansiyonların sertliğinden değilde otomobilin aks aralığının kısalığından meydana geliyor. Ön amortisörlerin emmesi gerektiği darbeyi sanki arkada da hissediyorsunuz, aynı şey tersi için de geçerli. Sanki çukurlar ve tümsekler tüm otomobili etkiliyor gibi. Hız arttıkça bu ortadan kayboluyor ama düşük hızlardaki küçük süspansiyon hareketlerinde fazlasıyla açık şekilde hissediliyor. Bunun da bir şehir otomobili olduğunu düşündüğümüzde bu özellik biraz akıl karıştıyor açıkçası.

Egzozun sesi 1.4 lt 100 bg değilde, sanki 1.6 lt 120-130 bg’lik bir motor kulanıyormuş gibi düşündürüyor. Virajlarda hemen arkasını bırakıyor ama toparlaması da bir o kadar kolay. Sport düğmesine basınca direksiyon ağırlaşıyor ve gaz tepkileri artıyor. Bu iyi düşünülmüş bir özellik, hem benim gibi sportif karakter isteyenleri hem de konfora ağırlık verenleri memnun edebilir.

Kabindeki plastik kalitesi için iyi diyemeyeceğim ancak kabin o kadar şık görünüyor ki buna pek takılmıyorsunuz. Gövde rengindeki konsol güzel bir ambiyans oluştururken, deri koltuklar genel aurayı tamamlıyor. Kesinlikle özel bir otomobil kullanıyor gibisiniz.

Deposu çok küçük olduğu için menzili kısa ama dizel motorla bu sorun giderilebilir. Bence tek eksiği Abarth versiyonunun ülkemizde satılmaması ve fiyatının pahalı olması. Evet Mini’ye rakip olduğu için fiyatı pahalı olmak durumunda ama ne biliym işte yine de insan düşünmüyor değil, özellikle de yaptığı otomobil 38.000 TL’ye kadar çıkınca!

Kusurları yok değil, var ama zaten olmadığını da iddia etmiyor. Olsun onu böyle de seviyorum, kendisini bana kullandırmak istiyor, içinde rahat yolculuk etmesem de yola çıkıp dolaşmak istiyorum, camdan aşağı bakınca yüzüm giliyor. Ah, bir de test otomobilinde sunroof olsaydı ya!

Sanırım insanların duyularına nasıl hitap edeceğini biliyor, zaten benim için de bir otomobilde en önemli olan özellik bu galiba…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in Fiat, Fiat 500. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s