>Apeks Noktası- ‘evo’ dergisi Şubat 2010


>Yıllar önce (lise zamanlarında) okuduğum bir kitabın bu sayfalara konu olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi: Ağabeyim, Stephen King’in eşsiz eseri Christine’i 8 saat kadar aralıksız okuyup bitirirken, şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırmıştım. Daha sonra anladım nedenini, Christine bırakılacak gibi değildi, Christine unutulacak gibi değildi, Christine bir tutkuydu, bir efsaneydi, Christine bir başyapıttı. Bu kitabı okumadıysanız hemen bir tane satın almanızı tavsiye ederim. 1958 model bir Plymouth Fury (Christine) ile Arnie Cunningham arasında yaşanan ilişkiyi anlatan bu kitabın özü, otomobillerin karakter sahibi olabilmeleri üzerine kurulmuştur.

Tam da uzun zamandır düşündüğüm bir konuya açıklık getirdi bu kitap aklıma gelince. Acaba otomobillerin cinsiyeti ve karakteri var mıdır? Peki isimleri? Varsa nasıldır, onları birbirlerinden ayıran özellikler nelerdir? Bana kalırsa hepsi var ve Christine gibi örnekler bunu düşünenin sadece ben olmadığını gösteriyor.

Biliyorum kulağa pek normal gibi gelmiyor ama bir de Gone in 60 seconds filmindeki (1967 Shelby GT500) Eleanor’u hatırlayın, ya da Dukes Of Hazzards dizisindeki (1969 Dodge Charger) General Lee’yi…

Bu sezon Formula 1’de pilotlar şampiyonasında ikinci olan Sebastian Vettel’in birçok yarış otomobili için isim koyduğunu biliyor muydunuz? Kate, Kate’s Dirty Sister ve Julia, Alman pilotun otomobilleri için koyduğu isimlerden sadece bazıları… Üstelik hepsinin bayan ismi olması da tesadüf değil. Seb, bayanlara çok ilgi duyduğunu, onlarla ilgilenmekten hoşlandığı ve otomobillerine de onlar gibi davrandığı için bayan isimlerini uygun gördüğünü açıklıyor.

Buna benzer bir durum benim için de geçerli, ancak Sebastian Vettel’e göre her otomobil bir kadınken bana kalırsa bazıları erkek olabiliyor. Bu, o otomobili ilk gördüğünüzde edindiğiniz ilk izlenimle ya da aklınıza gelen ilk cinsiyetle ilgili.

Bir kaç örnek vereyim: Geçen günlerde sokakta park etmiş siyah renkli, son model bir Porsche 911’in arka çamurluğundaki kıvrımlarına dokunurken (neyse ki sahibi görmedi) yakaladım kendimi; aklıma her nedense kadınlar gelmişti… Dolayısıyla düşünmeye başladım, Porsche 911 bana göre bir kadın olmalı. Seksi, şehvetli, yaptığı işte çok iyi, kusursuza yakın, kendini göstermeyi pek sevmeyen, sadece dikkatli bakışların fark edeceği bir güzellik… İnce, siyah bir gece elbisesi giymiş gibiydi… Benim olsaydı adı Blackie olurdu mutlaka.

Aynı şey galeride gördüğüm bir 2010 model sarı renkli, üzerinde siyah çizgileri olan bir Camaro için de geçerli. Ona bakınca da kadınlar gelmişti aklıma her nedense; hırçın, gösterişli, vahşi, güzel, bakımlı… O da üzerine siyah bir fular almış gibiydi ve onun adı da Jenny oldu benim için. Çok ama çok güzeldi ve durduğu yerden sanki gözlerimin için bakıyor gibiydi. Umarım bir gün benim olursun Jenny…

Her neyse, sanırım Ferrari’ler genelde erkek gibiler. Çok katı ve acımasızlar, sadece hızlı olmak gibi bir misyonları var, ilkleri yaşatmayı ve kendilerini geliştirmeyi çok seviyorlar… Eğer bir Ferrari’m olsa mutlaka F355 olurdu; adıysa herhalde Jimmie…

En sevdiğim muscle car’lardan biri olan 1969 Chevrolet Chevelle SS’e sahip olursam (erkek) adı için Louis uygun olacaktır diye düşünüyorum. Sadece kendi bildiğini okuyan, sınır tanımayan, savruk ve tehlikeli…

Liste bu şekilde uzayıp gidiyor: Lamborghini Gallardo erkek, Corvette erkek, Aston Martin DB9 kadın (en güzeli), Mercedes SLS kadın, BMW M3 erkek, Alfa Romeo Brera kadın, Jaguar E Type kadın, 1970 Dodge Challenger erkek, 1957 Ford Thunderbird kadın v.b. gibi…

Otomobilleri olduğu gibi, kişileri de otomobillere benzetiyorum bazı zamanlarda. Kısa boylu, toplu bir bayanı küçük ve yüksek bir şehir otomobiline (Renault Modus) benzetebilirsiniz, ya da zayıf, çelimsiz, rahat ve sorunsuz bir erkeği bir smart’a… Sadece fiziksel özellikleri değil, karakteristik özellikleriyle de birçok kişi bir otomobil gibidir kanımca.

Stephen King, Christine üzerine bir kitap yazdıysa burada bunlardan bahsetmek pek de garip olmasa gerek öyle değil mi? Tahmin ediyorum ki sizler de birçok kez kendi otomobiliniz hakkında ‘o benim kızım’ ya da ‘benim oğlanla bugün biraz caddede dolaştık’ gibi açıklamalar yapmışsınızdır. Bu da aslında hepimizin bu şekilde düşündüğünü ama bunu pek az dile getirdiğini gösteriyor.

Bu arada kendi otomobilimin beyaz renkli bir Fiesta ST (erkek) olduğunu belirteyim. Adını henüz koyamadım ve bu gerçekten zor bir şey. Eee, ne demişler terzi kendi söküğünü dikemezmiş değil mi?

Umarım hepimiz bir gün kendi Christine’inimize sahip olur ve kitabını yazarak onu ölümsüzleştiririz…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in apeks noktası, evo dergisi. Bookmark the permalink.

One Response to >Apeks Noktası- ‘evo’ dergisi Şubat 2010

  1. >en sevdiğim köşe yazım bugüne kadar…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s