>Padok F1.com- Red Bull pilotları


>İç savaş
“Ah çocuklar işte… Deneyimsiz çocuklar, bir şeyi yaparken diğerini berbat ediyorlar.” Bu sözler, Webber’in 2008 sezonunda Japonya GP’sinde kendisine arkadan çarpan Vettel hakkındaki düşünceleri. Şimdiyse takım arkadaşları olan bu ikili, her şeyden önce birbirlerini yenmek istiyor

Evet, Jenson Button ve Brawn GP takımı tüm istatistikleri alt üst ederek sezona damgasını vurmuş olabilir ama bu diğer takımlarda da ilginç rekabetler yaşanmadığı anlamına gelmiyor.

Eskiden söylenmiş bir söz vardır: “Kendini en iyi takım arkadaşınla kıyaslayabilirsin.” Bunun nedeni belli: Aynı ekip, aynı motorhome, aynı garaj ve birbiriyle tamamen aynı otomobilleri kullanarak bir sezon geçirmek. Eğer bir pilot sürekli bir şekilde takım arkadaşını yeniyorsa (bkz Fernando Alonso) bu onun saf hızından kaynaklanıyordur. Takım arkadaşına üstünlük kurmak, takım içerisindeki yerinizi de sağlamlaştıran en önemli unsurlardan biridir.

Ancak burada kritik bir denge söz konusudur. Eğer birbirlerine çok yakın takım arkadaşlarıyla bir takım kurmuşsanız bu bir kâbusa dönüşebilir. 2007 yılında McLaren’de neler yaşandığını hepimiz gördük.

Red Bull’un pilotları griddeki en dengeli ikili olarak görünüyor. Biri çok genç ve potansiyel sahibi, diğeriyse kendini kanıtlamış (bugüne kadar tüm takım arkadaşlarını geride bıraktı) ancak henüz galibiyetle tanışmamış bir isim. Ancak bu istatistik sakın Webber’in kötü bir pilot olduğu anlamına gelmesin: Avustralya’lı bugüne kadar hep orta sıralardaki takımlarda, iddiasız otomobillerle yarıştı ve gerçekten çok ama çok şansızdı. Ama artık kazanacak kadar hızlı bir otomobile sahip ve kendini kanıtlaması gerekiyor.

Peki Avustralya’lının genç takım arkadaşının gölgesinde mi kaldığını düşünüyorsunuz? Tekrar düşünmenizi öneririm çünkü şampiyonada aralarında sadece 1.5 puan fark var.
Webber şu ana kadar koşulan 7 yarışın beşinde Vettel’i geride bırakmayı başardı. Alman pilotun avantajıysa bitirdiği yarışlarda topladığı puanların fazlalığından kaynaklanıyor: Çin’de galibiyet, Bahreyn ve Türkiye’de elde ettiği ikincilikler ve İspanya’daki dördüncülük. Üstelik Webber 7 yarışın beşinden puanla ayrılırken, Vettel sadece 4 yarıştan puanla ayrıldı. Genç pilotun Avustralya’da Kubica’ye çarpması sonucu, Monako’daysa pilotaj hatasından kaynaklanan iki kazası var.

Ancak Mark Webber’in zayıf noktası sıralama turlarında orta çıkıyor: 7 yarışın hiçbirinde takım arkadaşını geçmeyi başaramadı. Vettel’inse Çin ve Türkiye’de iki pol pozisyonu bulunuyor. Ayrıca Webber bir defa ilk seansı bile geçemezken Vettel’in böyle bir istatistiği yok. Genç pilot tek turdan otomobilinden daha fazlasını elde ediyor, değişken koşullara (pist ve lasitklerin yol tutuşu v.b.) daha çabuk adapte oluyor ve bunda hiç mi hiç zorlanmıyor. Bir de şunu göz önünde bulundurun; Webber’in adı bugüne kadar hep Q3’ün en iyileri arasında yer alıyordu. Yani sıralamarda geçilmesi zor olan bir pilot.

İşte buradaki ince çizgi çok hızlı bir pilotla, hızlı bir pilotu ayırıyor. Webber’i, Çin’deki sıralama turlarından sonra kendi ağzından dinleyelim: “Yakıt yükleri göz önünde bulundurulduğunda aramızdaki farkın daha az olacağını bekliyordum.” Bu açıklamayı Türkçe’ye çevirelim: “Aman tanrım! F1 kariyerim boyunca hiç bir takım arkadaşım bana sıralama turlarında bu kadar üstünlük kurmamıştı.” İşte burada kendisi de Seb’in saf hızından bahsediyor ve buna yetişmesi için sıralama turlarına her zaman olduğundan daha fazla konsantre olması gerek.

Bir de yarışlara bakalım. Hiç biriniz Webber’in çıkarttığı (bu sezonki Türkiye GP’si hariç) muhteşem bir yarış hatırlıyor musunuz? Webber deyince benim aklıma ilk gelen 2002 yılında Minardi ile çıktığı ilk yarış olan Avustralya’da beşinci olarak puan almasıydı. Unutmayın bunlar Minardi’nin üç yıl içinde aldığı ilk puanlardı. Evet bu belki etkileyiciydi ama devamındaki sönük yıllar bu hatırayı tozlu raflara kaldırdı. Peki bunu kabul ediyorum, başka? Hmm bu biraz zor olacak gibi.

Bir de Vettel’e göz atalım: Alman pilotun F1’le tanışması Kubica sayesinde oldu. Polonyalı 2007 sezonunda Kanada’da o feci kazadan sonra ABD Grand Prix’sinde yer almadı ve yerine Sebastian Vettel getirildi. Vettel o yarışa sekizinci sırada finiş görerek hem ilk yarışında puan aldı hem de F1’de puan alan en genç pilot (19 yaş, 349 gün) olarak tarihe geçti. 2008 sezonunda Monza’da yağmur pol pozisyonunu kazanırken, yine en genç pol kazanan pilot oluyordu. Ardından bir sonraki gün en genç yarış kazanan pilot (21 yaş, 74 gün) unvanını ele geçirdi. Brezilya’da unutmayalım, Vettel yoğun yağmur altında bilinen en iyi yağmur pilotlarından biri olan Hamilton’ı geçip şampiyonluk şansını mucizelere bıraktırıyordu.

Bu sezon da yine Çin’de yağmur altında ne kadar iyi olduğunu bir kez daha gördük. Pol pozisyonunu galibiyetler süslerken, bir çok otorite tarafından geleceğin Schumacher’i olarak adlandırılıyordu. Evet yeteri kadar istatistiki ve etkileyici.

Vettel’in yarışları da göz okşuyor. Yakaladığı hız en iyileri bile zorlarken, uzun süreli seanlarda attığı hızlı turların istikrarlığı diğer pilotlar için gerçekten ölümcül. İstanbul Park’ta yarış sonrasında takımdan yapılan açıklama Vettel’in yarışın en hızlı turunu eline geçirmek istemesi ve bunun için özel olarak uğraştığı şeklindeydi. Yani kendine güveni tam ve neler yapabileceğinin farkında. Ancak pit stop stratejileri konusunda Button ya da Schumacher kadar (her iki isimin ardında da Ross Brawn olduğu için bu tartışılabilir) etkili değil. Bu konuda hatalar yapabiliyor ve yeterince esnek değil. Türkiye’deki yarışta Button’ın arkasında olmasına rağmen hala 3 pitstopla yarışması ikinciliği bile kaçırmasına neden oldu.
Webber ise silik bir yarış performansına sahip; silik ama etkili. Silik derken dikkat çekecek herhangi bir hareket yapmamasından bahsediyorum. Fazla atak yapmıyor, en hızlı turu ele geçirmek gibi bir hırsı yok (varsa da göremiyoruz), kelimenin tam anlamıyla sessiz sedasız yarışıyor. Biraz garantici diyebiliriz, çünkü iyi sonuçlara ihtiyacı var. Hızına diyecek bir şey yok ki, son 3 yarışta yakaladığı momentum Brawn GP’ler kadar iyiydi. Baskı altında Vettel’den daha iyi olduğunu söyleyebilirim çünkü çok daha tecrübeli ve kesinlikle daha az hata yapıyor. Tabi sürüş tarzının da hataya kapalı olduğunu söylemekte yarar var.

Şuna kuşku yok ki Vettel, Red Bull’a yıllardır beklediği sonuçları getiren isim oldu ve Webber’de kariyerinde ilk defa çıtasını bu kadar yükseltmek zorunda kaldı. Bu ikili bana kalırsa 2009 sezonuna keyif katacak ve bizlere güzel bir takım içi rekabet izletecektir.

Gözlerinizi onlardan ayırmayın.

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in Mark Webber, Red Bull, Sebastian Vettel. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s