>F1 Singapur GP 2008


>Alonso özlediği yerde
F1’in ilk gece yarışı oldukça keyifliydi. Güvenlik aracının gidişatını değiştirdiği yarışta Alonso (biraz da şansının yardımıyla) pit stop stratejisi sayesinde kazanan isim oldu

F1 tarihinin ilk gece yarışı olan Singapur GP’si, bir çok bilinmeyeni de beraberinde getirdi. Pilotlar gece yarışı için nasıl bir kondisyon programı uygulayacaklardı? Görüşte bir sorun çıkacak mıydı? Sokak yarışlarının bir çoğu gibi dar olan pistte bir kaza olursa nasıl müdahale edilecekti? Peki yağmur? Bir çok pilot bu ihtimali düşünmek bile istemiyordu…

Singapur’un sokaklarında ilk turlar atılmaya başlandığında McLaren ve Ferrari’ler ilk dört sırayı almışlardı. Bunda alışılmadık birşey yoktu, sıradışı olan şey cuma gününün ikinci antrenman turlarından itibaren yaşanmaya başladı. Alonso anrenmanların en hızlısı olurken, bunun bir tesadüf olmadığını Cumartesi antrenmanlarında Hamilton’a tam 0.6 sn fark atarken de kanıtladı. Üstelik Piquet’de bu seansta dördüncü en hızlı isimdi.

Yoksa Renault hızlanmaya mı başlamıştı? Bunun cevabını sıralamalarda anlayacağız diye düşünenler ve başta Alonso sıralama turlarında büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. İkinci seansa kolaylıkla kalan İspanyol pilot, Q2’de benzin pompası arızasıyla zaman yapmadı ve yarışa 15. sıradan başladı.

Alonso sıralamalardan sonra ‘bu yarış bizim için bitti, iyi bir sonuç elde etmek için bir mucizeye ihtiyacımız var’ diyecekti.

Massa, inanılmaz bir tur ile pol pozisyonunu Hamilton’ın elinden alırken, ikili arasındaki fark tam 0.6 saniyeydi. Brezilyalı özellikle ilk sektörde elde ettiği avantajla bu kadar büyük bir fark yakalayabildi. Otomobili burada çok dengeli, lastikleri istediği ısıda, kendisi de şampiyonluğa kilitlenmiş durumdaydı. Ve bunun için yapacağı ilk şey Hamilton’ı sıralamalarda geride bırakmaktı.

Raikkonen üçüncü sırayı elde ederken, bu sonuç Hamilton’ın iki Ferrari arasında kalması anlamına geliyordu. Eğer Finli kalkışta rakibini geçerse Ferrari için müthiş avantajlı bir durum ortaya çıkabilirdi. BMW’den Kubica’da dördüncü sırada yarışa başlarken, Williams’ların yedinci ve sekizinci sırayı almaları da bir diğer dikkat çeken noktaydı.

Yarışın startında Massa, temiz bir çıkışla liderliği kimseye kaptırmadı. Ancak arkasında takım arkadaşı yok, Hamilton vardı. İngiliz Massa’yı geçemese de Raikkonen’e geçilmemişti. Bu iyiye işaretti.
Bu arada on beşinci sıradan başlayan Alonso yoğun trafiğe rağmen kendine iki- üç sıra yükselecek boşluğu bulmuştu. İspanyol diğerlerinden farklı olarak süper yumuşak lastiklerle yarışa başlamıştı.

Fransız takımı şampiyon pilotları için ilginç bir strateji belirlemişti. R27 süper yumuşak lastikerle iyi değildi ve daha sert olan hamurla cuma ve cumartesi günü ilk sıraya oturmuştu. Dolayısıyla hafif bir otomobil ve diğerlerinin hepsinden daha kısa bir ilk bölüm tasarlamışlardı. Buna bağlı olarak Alonso’yu 12. turda pite alarak hem önünü açtılar hem de yumuşak lastik kullanma zorunluluğunu da atlatmış oldular. Bir kaç tur sonra bu kararlarının ne kadar yerine olduğunu göreceklerdi.

14. tura gelindiğinde yine bir Renault, bu defa Nelson Piquet Jn. yarışa damgasını vurdu. Ama hızıyla değil yaptığı kazayla. Brezilyalı kontrolü kaybedip duvara çarparken, güvenlik aracının piste çıkmasına neden oluyordu.

Tam bu sırada pite giren pilotlardan Rosberg ve Kubica, pit yolu henüz açılmadığı için pitten geçme cezasına çarptırılacaklardı. Bu Rosberg için kötü haberdi, çünkü Trulli’den kurtulduktan sonra oldukça iyi bir hız yakalamıştı ve yarışı kazanabilecek bir durumdaydı.

Pit yolunun açılmasıyla geri kalan tüm pilotlar pite yöneldi ve olanlar oldu. Raikkonen, takım arkadaşını pitte beklerken, Brezilyalı yeşil ışık yandığında gazına bastı. Ancak benzin pompası henüz yerinden çıkmamıştı ve Ferrari’nin hareketiyle yerinden koptu. Massa pit yolu sonunda kenara çekip dururken, kendisine koşarak gelen mekanikerlerin müdahelesini bekliyordu. Bu arada yanından geçip giden konvoyu izlemekle meşguldü, ya da bir diğer deyişle ellerinin arasından kayıp giden şampiyonluğu…

Bu nasıl olurdu? Hamilton’a 5.5 saniye fark atmıştı, iyi bir tempo yakalamış, yarışın kontrolünün elinde tutuyordu. Herşey bu kadar kolay mıydı?
Ne yazık ki evet. Herşey bu kadar kolaydı. Geçen sezonun şampiyonluk düğümünün çözüldüğü noktayı hatırlayın. Hamilton Çin’de pite bir iki geç girerken pit girişini kaçırmış ve yarış dışı kalmıştı. Bu sezon da şampiyonluğun pitte çözülmesini izlemek garip bir tesadüf olacak. Evet daha alınacak 30 puan ve koşulacak üç yarış var, ama Massa’nın büyük bir yara aldığını da unutmamak gerek.

Söz yerindeyse büyük bir karambol ve trafiğin güvenlik aracının arkasında kuyruk oluşturması sonucunda Rosberg lider, Trulli ikinci görünürken, Massa 15., Hamilton sekizinci ve Raikkonen’de 11. sıradaydı. Alonso ise deposu dolu bir şekilde 4. sırada yarışı sürdürüyordu.

Rosberg güvenlik aracının çekilmesi sonucu Trulli ile arasını açmaya başladı. Bu arada Fisichella, Trulli, Webber ve Coulthard gibi kendinden yavaş otomobillerin ardında kalan Hamilton da zaman kaybediyordu. Öyle ki yarış lideri Rosberg pitten geçme cezasını uygulayıp yarışa geri döndüğünde hâlâ Hamilton’ın önündeydi.
Rosberg’in önünden çekilmesiyle liderliği ele geçiren Alonso olanlara inanamıyordu. Beklediği mucize gerçekleşmiş, muhteşem pit stop taktiği güvenlik aracı sayesinde beklenenden bile iyi sonuç vermişti.

Hamilton için Ferrari’lerin geride olması bulunmaz bir nimetti ama avantaj elde edebilmek için önve Red Bull otomobillerini geçebilmesi gerekiyordu. Webber yarış dışı kalırken, Coulthard gibi bir tecrübeyi bu kdar dar olan pistte geçmek kolay bir iş değildi. İngiliz bir kaç tur sonra istediğini elde etti ama yarışı kaybedecek kadar vakit harcamış, bundan sonra yapabileceği tek şey alabildiği kadar çok puan almak olacaktı.

İkinci pitler başladığında Alonso rahatlıkla liderlik koltuğunda yarışı götürüyor, arkada olup bitenleri pek düşünmemeye çalışıyordu. Rosberg’le arasında 5-6 saniye civarında değişen bir fark bulunuyordu ve rakibinden bir tur sonra pite girmişti. Bu pit stopta Alonso sevdiği lastikleri takarken, Rosberg bir kez daha süper yumuşak lastiklere geçiş yapmıştı. Bu İspanyolun ekmeğine yağ süren bir hamle oldu.
Hamilton ise önündeki ikiliden bir tur sonra pite girse de bu pek bir şey değiştirmedi.

Bitime on tur kala bir kez daha güvenlik aracı piste girerken (Raikkonen’in kazası sonucunda), Hamilton ‘belki de istediğim fırsatı elde ettim’ diye düşündü. Aradaki farklar kapanmış ve deposu boşalmıştı üstelik kendini zorlayacak bir rakibi etrafında görünmüyordu. Yeniden verilen startta Alonso muhteşem bir zamanlamayla hızlanarak Rosberg ile arasını hemen açtı. Hamilton eline geçen fırsatı kaçırmış, rakibine atak yapacak kadar yaklaşamamıştı.

Yarışın geri kalanındaysa pozisyonunu koruma isteği İngiliz’in yükselmesini engelledi. İşin ucunda şampiyonluk vardı.

Mükemmel bir yarışı berbat eden bir pit stop sonrasında yaşadığı sinir bozukluğu ve hayal kırıklığıyla fazla birşeyler yapamayan Massa da yükselememiş, üstüne, yaptığı hatalarla da daha da çok vakit kaybetmişti.

Rosberg kariyerinin en iyi derecesini ikinci olarak Singapur’da elde ederken, bu aynı zamanda Williams’ın da bu sezonki en iyi sonucuydu.
Alonso son on turda Rosberg’den tur başına 1.5, 2 saniye hızlı turlar atıyordu. İspanyol’un yarışta elde ettiği en hızlı tur zamanı da üçüncü en iyisiydi ve her iki McLaren’dan da hızlıydı.

Şampiyon bir an için eski günlerinin düşündü, Renault ile galibiyet elde ettiği günleri… Bu belki de kariyerinin en anlamlı galibiyetiydi çünkü gerçekten tüm sezon boyunca rekabetçi olamayan bir otomobille elde edilmişti. Büyük ve efsanevi şampiyonların zaman zaman kötü otomobillerle elde ettikleri parlak sonuçlar gibi…

Tıpkı Schumacher’in 1996 yılında kötü bir Ferrari ile kazandığı galibiyetler gibi…
Bu yarışı herhangi bir isim de kazanabilirdi ama damalı bayrağı ilk geçen Alonso oldu. Bu bir tesadüf değildi, bu kazanmayı çok iyi bilen, sadece bu sezon gözden ırak olan, uyuyan bir devin uyanışıydı. Alonso hâlâ çok hızlı, hâlâ kazanmaya çok aç. Ona iyi bir otomobil verin o da kazansın, onun işi bu…

About autochronicles

Otomobilleri ve müzik yapmayı bu dünyadaki varolma nedenlerim olarak gösterebilirim. Hayatımda okuyan değil yazan olmanın, dinleyen değil çalan biri olmanın peşindeyim. Burası bir günlük. Otomobille yaşayan birinin, otomobille yaşadıklarını gün be gün anlattığı bir yer. Günlük olduğu kadar benim yazılarımın da bir arşivi niteliğinde. Otomobiller daima beni hayata bağladı, hayatıma anlam kattı... Bu sevgiden öte, bir tutku, bir yaşam tarzı... Bu yüzden günlük olarak yazılmayı hak ediyorlar...
This entry was posted in F1, Singapur GP 2008. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s